Home » KİTAP ÖZETLERİ » Vedat GÜNYOL, Günlerin İçinden

Vedat GÜNYOL, Günlerin İçinden

KİTABIN ADI: Günlerin İçinden
KİTABIN YAZARI: Vedat GÜNYOL
YAYINEVİ VE ADRESİ: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
BASIM TARİHİ: Haziran 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI: Deneme

KİTABIN ÖZETİ :

GİRİŞ

Yazarımız Vedat GÜNYOL ortaya çıkardığı bu eserinde ,çeşitli konulardaki duygu ve düşüncelerini kaleme almış bununla birlikte etkilendiği şairlerden, yazarlardan,filozoflardan,düşünce adamlarından hatta politikacılardan örnekler sunarak konulara geniş perspektif sağlamıştır.Yaşamı boyunca edindiği bir takım tecrübeleri ve gözlemleri okuyucuya saf ve duru bir Türkçeyle aktarmaya çalışmıştır.Kitabında oldukça değişik konulara farklı başlıklar altında değinmiş daha çok ana temayı vermiş ve konuyu derinleştirmemiştir.Düşüncelerini bir tezden ziyade bir sohbet havasında anlatmış ve doğruluğunu ıspatlamaya çalışmamıştır.Bir deneme yazısının tüm özelliklerini bu eserde görmek mümkün olmaktadır.Yazarın değişik konu başlıklarından bir kısmının özeti ve ana teması aşağıda çıkartılmıştır.

GÜNLERİN İÇİNDEN

ÇAĞDAŞLIK

Her çağın kendine özgü bir düzeyi, bir takım özellikleri,bir uygarlık biçimi ve bir düşünce şekli vardır.Bu ayrımlar o çağın özelliklerini taşır.Çağdaş ortam nedir ?İnsan haklarına dayalı toplum düzeyi,yasa eşitliği,bağnazlık karşıtı bir düşünceşekli,hoşgörüye dayalı tutum,ırk,renk ayrımı yapmamak ,kadın erkek eşitliği ve düşünce özgürlüğü…Ve en önemlisi var olan bu düşünceleri hayata geçirmek idame ettirmek…

BAĞNAZLIK KOL GEZİYOR

“Hiçbir şey,harekete geçen cahillik kadar korkunç değildir “diyen Goethe sanki bugün içimizde yaşayan canavarı görmüş ve bizi tarihin derinliklerinden ikaz ederek karanlığa karşı yüreğimizi,aklımızı,eylem gücümüzü harekete geçirip var gücümüzle savaşmamız gerektiğini söylemiştir.Bağnazlıkla savaş özellikle batı toplumlarında boy göstermiş,öncü bayrağını Fransa’da Voltaire’ler,Diderot’lar taşımıştır.Sonra tüm dünya ülkelerini etki altına almaya başlamıştır.Bununla birlikte cahillik ülkemizde kol gezmektedir.Bunu aşmak ancak eğitimin düzenli ve sürekli olmasıyla sağlanabilir.Kendini bilen yurttaşlarla sorunlar aşılabilir ve çağdaş seviye yakalanabilir.

CESARET DEDİĞİMİZ

Düşünmek,düşünebilmek,bir cesaret,bir gözüpeklilik işidir.Geleneklere göreneklere körü körüne köle olmadan,önyargılara sırt çevirmek kolay değil, olmadığını da görüyoruz. Toplumumuzda,neredeyse insanların yüzde ellisinin kör inançlarla yetişmiş, yetiştirilmiş ve yetiştirilmekte olduğunu görüyoruz.

Abdullah CEVDET’e göre uyutulmuş toplumlarda,insanlar düşünmeye başlarsa, birçok çıkar odakları sarsılır.Onun için düşünmeyi yasaklamak gerekir parababalarının rahatı kaçmasın diye…

DİL BİLİNCİ

Bir yazar şöyle diyor:”Bir yabancı dil bilmeyen kimse kendi dilini bilmez,güzelliğinin farkına varmaz.”İnsan kendi dilini iyi bilmeden,başka dili özümsemeyeceğine inandım.Fransızcanın incelikleri Türkçenin inceliklerini öğrenmeme yardımcı oldu.Türkçenin değerini Fransız yazarların yapıtlarından öğrendim.Yunus Emre sanıyorum bu saf,duru Türkçesini Arapça ve Farsçayı iyi bilmesinden Türkçeyi bu diller karşısında baştacı etmesine borçludur.

DÜŞÜNCEYE SAYGI MI KAYGI MI

Düşünce deyince neyi anlıyoruz?Düşünce öyle gökten inen bir şey değildir.Kafa yormayı gerektiren,sorgulaya sorgulaya varılan bir sonuç,bir mutluluk durağıdır. Düşünceye saygı gerekir ama hangi düşünceye? Düşünce adı verilen basmakalıp ezberlikçi düşüncelere mi ,yoksa düşüne düşüne varılan gerçeklere mi? Kişisel çabalarla varılan gerçekçi, yenilikçi düşünce sanırım en sağlıklı yol olsa gerek.

SARKAÇ

İnsan özünde,doğasında,iyi ile kötü arasında bir sarkaç durumundadır.İyiyede yönelir kötüye de.İnsanı insan yapan en önemli değerlerin başında erdem gelir.Erdem ki, iyi ile kötü, güzel ile çirkin çatışmasından ,iyiden güzelden elde edilen kazançtır.

Erdemli insan,önce kendini türlü tutkulardan,kıskançlıklardan arındıran, insanlar arasında dostça, kardeşçe yaşama, saygıya sevgiye dayalı bir yaşama ortamında yetişen,kendini yetiştiren insandır.Erdem, bir istem, bir istenç işidir. Emerson’un dediği gibi “Erdemin tek armağanı yine erdemdir.Erdemin en büyüğü ise, sözünü tutmak,sözünün eri olmaktır.”

GENÇLİK

Gençlik,gelgeç bir dünya’da,gelgeç bir çağın,fizyolojik bir filizlenip yeşermenin adıdır.Gençlik,kaşla göz arasında uçup gider farkına varılmadan.Gençlik ki bir Fransız atasözünün dediği gibi “Şarapsız sarhoşluktur”.Bununla birlikte eğitimsiz gençlik kırıcı ve yıkıcıdır .”Barbar uluslar güçlerini gençlerden almaktadır.”diyen V.HUGO bunu açıkca ortaya koymuştur. Buna dayanarak bir gençlik toplumu olan milletimiz gençlerine gerekli ilgiyi göstermeli ,onlara güvenli bir gelecek ,çalışma ortamı sağlamak için her türlü fedakarlığı göstermelidir.Mutlu bir Türkiye ancak sağlam gençlik temelleri üzerine atılan bir yapıyla sağlanabilir.Gençlerimizi fikirsel,bedensel anlamda kullanmalı bu avantajımızı lehimize çevirmeliyiz.Kendi silahımızla kendimizi vuracak olursak hem ülkemiz hem de milletimiz çok zaman kaybeder ve üzülürüz.

GELİŞİ GÜZEL

İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar.İyi güzel de insanlar konuşarak da anlaşılmaz olurlar.Konuşmak güzel bir araçtır insanlar için.Tabiki kullanmasını bilene…Bu yüzden çoğu zaman anlaşmazlık aracı oluyor.Ağızdan çıkan söz alçak seste, yüksek seste olabiliyor.konuşmak bir sanattır insan için ,bir nimettir.Konuşma bir insanın kültür düzeyini anında açığa vuran belli eden bir olgudur.Konuşmak ne kadar gerekliyse bazı zamanlarda susmak o denli önemli oluyor.Her iki durumu da çok iyi kavramak gerekir.

KILIK KIYAFET

Her insan,kılık kıyafetiyle bir dış kişilik görüntüsü sunar çevresine içi boş ta olsa.Bir Fransız atasözü”Elbise kimseyi insan yapmaz”der.Her gün ayrı bir kılıkla görünmek ,görgüsüz çevrelerde insana etkin bir kişilik tafrası sağlar belkide,ama görgülü çevrelerde güldüren,dudak kıvırtan bir hal alır.Bunu derken bir insanın tabiki bir elbiseyi iki üç hafta giymesini kimse savunamaz ama bunun yanında aynı elbiseyi üç gün giydi diye kimsede insanlığından bir şey kaybetmez.Toplum bunu böyle kabullenebilse en azından belli bir kesim ,elbisenin insanı insan yapıyor gösteren esaretindende kurtulunmuş olur kanısındayım.

YAZAR OLMAK

Yazar olmanın en büyük başarısı düşünme yeteneği olan kişileri düşündürmesidir. Yazar,kendisiyle birlikte okurlarını da çeşitli konular üzerinde düşündürür.Her yazı bir düşünce birikimidir.Günün konuları üzerinde durmak,onları incelemek,derine inmek, yorumlamak ve anlamını duyurmak.ne yazık ki,yaşamda düşünecek yetenekte olup ta düşünme nedir bilmeyenler çoğunlukta.

YURT SEVGİSİ

Bir yazar diyor ki:”Yurt severliğin tek belgesi,andilini sevmek,onu yanlışsız, titizce kullanmaktır” diye. Bu düşünceye yürekten katılıyorum. İnsanlar arasında ilk ve son iletişim aracı olan dile gösterilen özen, elbette ki, o dilin doğup yeşerdiği toprağa, yani yurda duyulan bağlılığın kanıtıdır.

Evet,insan ,yurdunu tabanlarının altında götüremez başka yerlere .Ama ben , bir kaçma zorunluluğu olsa ,yurdumla birlikte ,yani Türkçemle kaçardımYurdum Türkçe olduğuna göre,dünyanın neresinde olursam olayım,yurdumu yanu türkçemi beraber taşırdım.Yurtseverlik deyince,akla gelen ilk şeyin anadiline saygı ve sevgi olduğuna göre,gelin dilin ,söz ustalığına.

ATATÜRK VE İLETİŞİM

Atatürk’ü,özel bir niteliği,tüm varlığına,kişiliğine damgasını vurmuş bir niteliği ile ele alırsak;bu nitelik “Mustafa Kemal”döneminde,belkide gençlik günlerinde belirip, zamanla olgunlaşa olgunlaşa,onun benliğinin vazgeçilmez bir parçası olmuştur.Bu nitelik ,iletişim kurma,her alanda ,gerek insanlar arasında,gerek siyasal kurumlar arasında iletişim kurma becerisidir.

Atatürk daha Kurtuluş Savaşı’nın eşiğinde,yurdun çeşitli ırk,inanç,gelenek görenek odaklarını gezip,Kurtuluş Savaşı’na ortak bir payanda sağlama yolunda büyük çaplı bir iletişim kurmaya çalışmıştır.Anadolu’da hacıyla hacı,hocayla hoca tutumuyla padişahlığa ve emperyalizme karşı savaşımda,kimlerin bu konuda destek olabileceklerini düşünmüş ve bu yolda kendine avantaj sağlamıştır.Bütün bu çabalar dile dayanan bir iletişim girişimiyle beslenmiş ve bu yoldan başarıya ulaşmıştır.Bu bakımdan Atatürk dile büyük önem vermiştir.

Türkiye’ye Arap Acem karması,halka yabancı uydurma bir dil yerine,Anadolu’da Yunus Emre’lerin,Pir Sultan Abdal’ların yaşattığı,halkla özdeşleşmiş arı duru Türkçeye sarılmada Atatürk öncülük etmiş ve bu yoldan iktidarla halk arasında sağlam bir iletişim kurmuştur.

Dil, bir ulusun kalbi, ruhu olur diyen Atatürk, onun sadeleşmesi yanında, kolayca yazılıp okunmasına da önem vermişve bu yolda latin harflerinin ben Kolayca yazılıp okunan Latin harflerinin kabulü, Türk insanının gerek birbiriyle, gerek yöneticileriyle yakın iletişim kurmasını sağlamış, kulluktan kurtulup yurttaşlığa kavuşmasını sağlamıştır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

BUTONLAR

Academics