GİRİŞ
Yöntem, genelde hedefe ulaşmak için izlenen en kısa yol olarak tanımlanmaktadır.
Teknik ise, bir öğretme yöntemini uygulamaya koyma biçimi, ya da sınıf içinde yapılan işlemlerin bütünü olarak tanımlanmaktadır. Daha geniş bir açıdan yöntemi, hedefe ulaştırmak için öğretme ve öğrenme sürecini düzenleme, plânlama; tekniği de bu düzenlenen ve plânlanan düşüncelerin uygulamaya aktarılmasında izlenen yol olarak görebiliriz
Yaygın olarak kullanılan tekniklerden birisi Grupla Öğretim Tekniği’dir.
GRUPLA ÖĞRETİM TEKNİKLERİ
1- BEYİN FIRTINASI
1.1. Kapsamı ve Kullanımı
Beyin fırtınası bir probleme çözüm getirmek ve çeşitli konularda fikir ve düşünce üretmek için kullanılan bir öğretim tekniğidir. Sayıları beş ile on iki kişi arasında değişen grupların spontan şekilde tartışmaları şeklinde gerçekleşir. Önemli olan çok sayıda fikir ve düşünce üretmektir. Fikirler iyi-kötü, doğru-yanlış, yargılamasından bağımsız olarak üretilir. Bir öğrencinin fikrinin diğer öğrencide başka fikirler çağrıştırabileceği varsayılarak çok sayıda fikrin ortaya atılması esastır. Yani, fikrin niteliğinden çok niceliği önemlidir.
Önce problem seçilir. Problemin soru şeklinde ifade edilmesi düşünmeyi kamçılar. Gruplar oluşturulur. Her grubun başkanı ve not tutucusu belirlenir. Grup başkanı problem hakkında olumlu bir ifade ile konuya girer. Daha sonra diğer öğrenciler o konuda akıllarına gelen tüm düşünceleri sıralar. Not tutan öğrenci bütün fikirleri kaydeder.
Gerekirse öğretmen gruplara yardım eder. Seans bitiminden, son 1 dakika veya belli bir süre tanınır. Arkasından, grup ortaya çıkan fikirlerin değerlendirmesini yapar. Her fikrin avantaj ve dezavantajları göz önünde bulundurularak liste önem sırasına göre küçültülür. Sonunda gruplar fikirlerini sınıfta öğretmenin liderliğinde tartışır.
1.2. Daha İyi Bir Beyin Fırtınası İçin On Tavsiye
1. Pratik, Pratik, Pratik : Öğrenciler ne kadar çok beyin fırtınası uygularsa bu konuda o kadar çok başarılı olurlar. Öğrencilerin düzeyi ne olursa olsun derste bu konuda ortaya çıkabilecek fırsatları beyin fırtınası yaptırarak kullanın. Beyin fırtınasını ders ya da konunun her hangi bir bölümüyle ilişkilendirin, göreceksiniz ki gün geçtikçe çocuğunuz farklı davranışlar edinecektir.
2. Değerlendirmeyin : Fikir akışını etkilemenin en etkili yolu beyin fırtınasının tam ortasında çocukların yetenek, beceri ve yaptıklarını tartışmaya başlamaktır. Bu tür bir uygulama sizi sadece konudan uzaklaştırmayacak aynı yönde çocukların zihnini başka yöne çekecektir. Yeni ve ilgi çekici fikirler ortaya atmak yerine karşısındaki arkadaşlarının ya da öğretmeninin mesajlarını kabul etmeye başlayacaktır. Öğretmen ve tartışmanın dışındaki öğrenciler görüşlerini beyin fırtınası etkinliği bittikten sonra ifade etmelidir.
3. Hevesli Olun : Öğretmen olarak eğer yeni bir fikirden heyecanlanıyorsanız unutmayın ki öğrencilerde o derece heyecanlanacaklardır. Öğrencilerin düşüncelerinin ne kadar yeni, geniş ve derinlemesine olduğunu onlara söyleyin. Bir öğrenci sizin hiçbir zaman düşünmediğiniz bir şey ortaya atarsa bunu ona söyleyin ve bundan ne kadar etkilendiğinizi diğer öğrencilere hissettirin. Çocukların beyin fırtınasının mümkün olduğu kadar değişik fikir üretmek olduğunun farkına varmalarını sağlayın.
4. Konuları İyi Seçin : En azından on cevap düşünemiyorsanız çocuklarda düşünemediği zaman şaşırmayın. Çeşitli fikirler üretmek için gerçek ve kolay imkanlar sunan konular seçin. Daha önceden nasıl çözüleceğine karar verdiğiniz bir problemi çocuklardan beyin fırtınasıyla çözmelerini isterseniz çocuklar tercihlerinizden hız alacaklardır fakat uygulamada ne söylediklerinin önemli olmadığı hissi ne varacaklardır.
5. Alternatif Düşünceyi Teşvik Edin : İyi bir beyin fırtınası ortaya pek çok fikir atmaktan daha fazlasıdır. Bilgi ve görüşlerin ne kadar farklı oldukları ne kadar çok oldukları kadar önemlidir. Eğer öğrencileriniz belirli bir fikre takılıp kalırlarsa, bunun ne olduğunu belirleyin ve farklı görüşler çıkmasına yardım edin. Hatta onlar başka bir fikre geçene kadar belirli bir konuyu geçici olarak geciktirebilirsiniz.
6. Öğrenci Fikirlerini Sık Sık Tekrarlayın : Çocuklar fikirlerinin sesli okunmasını duymaktan hoşlanırlar. Bu onların fikir ileri sürmelerini kuvvetlendirir ve önceden söylediklerini hatırda tutmalarını sağlar. Diğer öğrencilerin yaptığı önerileri duymak, listeye eklenecek yeni fikirlerin doğmasını sağlayacaktır.
7. Öğrencilerin Fikirlerini Kullanın : Mümkün olduğu kadar, çocuklardan sınıfta beyin fırtınası yapmalarını isteyin. Derste öğrencilerin fikirlerini kullanmak için pek çok doğal fırsat vardır.
8. Fikirleri Sayın : Beyin fırtınası sırasında birkaç defa durun ve öğrencilerin ürettikleri fikirleri sayın. Fikirlerdeki artışlar onları motive edecektir. Onlara sorun; ‘Yirmi tane fikir ileri sürebilir misiniz?” Eğer hedefe ulaşırlarsa ve daha fazla yapabileceklerine inanıyorsanız sayıyı artırın. Ve devam edin: “Vav! Kırka ulaştık. Kim elli hatta altmış yapabileceğimizi düşünüyor?” Bu onlara beyin fırtınasına devam etmeleri için büyük bir motivasyon sağlayacaktır.
9. Uzun Listeleri Sınıflandırın : Bu pek çok bölüm içeren bir konu üzerinde çalışırken, fikirleri organize etmenize yardımcı olacaktır. Fikirleri düşünmek için öğrencilerinizden yardım isteyin ve her bir fikri nereye koyacağınıza karar verin. Eğer aynı zamanda üretilen ve sınıflandırılan fikirler fazlaysa ne tür fikirlere ulaştığınızı görmek için sürenin sonunda listeye bakmayı deneyin. Öğrenciler grupların ve önerilerin değerlendirilmesinde yardımcı olabilirler. Bu liste ve sonuçları öğrencilerin görmesini sağlayınız.
10. Fikirleri Asın : Tahtayı silmeden önce önerileri bir kağıda yazın. Listeleri resmi ilanlar gibi asın. Zaman kısıtlılığı nedeniyle yeterince tartışılamayan konuları daha sonra incelemek üzere bir dosyaya koyunuz.
İyi beyin fırtınası becerileri çocuklara çok faydalı olabilir. Öğrencileriniz beyin fırtınasında ne kadar başarılı olurlarsa karmaşık, zor ve her türlü problemin üstesinden gelebilirler. Öğretmen olarak beyin fırtınasıyla öğrencilerin deneyimlerini yapılandırmaya ihtiyacımız vardır. Burada sunulan önerileri kullanarak beyin fırtınasını her sınıfta kullanabiliriz.
1.3. Faydaları
- Birçok öğretim etkinliğinde kolayca kullanılabilecek ve pek fazla hazırlık gerektirmeyen yaratıcı bir düşünme tekniğidir.
- Öğrencilerin hayal gücünü ve yaratıcı düşünme becerilerini geliştirir.
- Kısa sürede belli bir konuya ilişkin olarak çok sayıda fikir ve düşünce üretilmesine olanak sağlar.
- Hiçbir çeşit yargılamanın olmadığı bir ortamda gerçekleşerek yaratıcı ve orijinal fikirlerin doğmasına yardımcı olan bir tekniktir (Özden,1999).
- Beyin fırtınası tekniği ile öğrencilere bilişsel alanın üst basamakları (analiz, sentez ve değerlendirme ) düzeyinde davranış kazandırılır.
- Beyin fırtınası tekniği öğrencileri öğrenmeye motive ederek, öğrenme hakkında olumlu bir tutum geliştirmelerine yardımcı olmak suretiyle duyuşsal alan düzeyinde davranış kazandırır.
- Öğrencilerin öğrenme sürecine aktif ve öğretmen baskısı olmadan rahat ve demokratik bir biçimde katılmalarını sağlar.
- Öğrencilerin belli bir konuya ilişkin farklı düşünceleri kabul etmelerine yardımcı olur (Şaban. 2002).
- Beyin fırtınası tekniğinin uygulanışında, öğrencilerin ortaya attıkları fikirleri savunmaları istenmediği için her öğrenci rahatlıkla aklından geçeni söyleyebilir,
- Beyin fırtınası, öğrencileri bilimsel düşünmeye alıştırır (İşman, 2003).
- Beyin fırtınası tekniğinin uygulanması ile öğrenciler, birbirlerinin fikirlerinden yararlanarak konu ya da sorun ile ilgili olarak hayal yolu ile yeni, değişik ve yaratıcı düşünceler üretebilmektedirler. Beyin fırtınası. yaratıcı düşünmenin temel boyutlarını somutlaştırmaktadır (Üstündağ, 2002).
- Öğrencilerin belli bir işi (örneğin, bir hikayeye başlık bulmayı, bir aile bütçesini dengelemeyi vb.) başarmak için. mümkün olduğunca çok sayıda alternatifleri göz önünde bulundurmalarını sağlar. (Şaban, 2002).
1.4. Sınırlılıkları
- Grup içerisinde çatışmaktan çekinen ve içine kapanık bazı öğrenciler için bu yöntemi uygulamak zor olabilir.
- Sınıfta üstün yetenekli öğrencilerin sayısının fazla olması bu tekniğin etkili olarak kullanılmasında önemli rol oynadığından, grupta böyle öğrenci bulunmadığı takdirde, pek fazla çözüm üretilememektedir (Rıza, l 997).
- Beyin fırtınası esnasında her öğrenciyi ayrı ayrı değerlendirmek ve öğrencilere yapıcı eleştirilerde bulunma fırsatı pek yoktur (Şaban, 2002).
- Beyin fırtınası esnasında ortaya atılan her fikrin yazılması zorunluluğu, fikirlerin akış hızını yavaşlatabilir.
- Bu tekniğin etkili bir biçimde yönlendirilmesi için, iyi bir başkan ve not tutan bir üyenin bulunmaması başarının azalmasına neden olabilir.
- Öğrenciler problemle hiç ilgisiz fikirler söyleyebildikleri için problemin gerçek çözüm yollarından uzaklaşabilirler.
- Sınıfta herkesin fikrini söylemesi zorunluluğu, hiç fikri olmayan öğrencileri zor durumda bırakabilir (İşman, 2003).
1.5. Uygulama Aşamaları
- Öğretmen konuyu gruba tanıttıktan sonra, grubun konu hakkındaki görüşlerini, eleştirilerini, akıllarına geleni sözlü ya da yazılı olarak vermeleri istenir.
- Ortaya atılan fikirlerin ayrıntılı bir şekilde açıklaması ya da savunulması istenmez.
- Bireylerin sunmuş olduğu her görüş, bir raportör tarafından kaydedilir ya da aynen tahtaya yazılır.
- Bu tekniğin başarısı için tartışmayı yönlendirecek iyi bir başkan gereklidir .(Şaban, 2002).
- Konuyla ilgili tüm fikir ve görüşler alındıktan sonra benzer fikirler birleştirilip, her bir fikir grup tartışmasına sunulur (Taşdemir, 2000).
- Burada öğretmenin rolü ise; öğrencileri güdülemek ve konuşmaya özendirmektir (Bilen, 2002).
- Tartışma süresi bitince söylenenlerin analiz edilmesi, değerlendirilmesi ve yeniden örgütlenmesi yapılır ve tartışmalara devam edilip edilmeyeceğine karar verilir (Demirel.2003).
1.6. Etkili Kullanım İlkeleri
- Toplantının amacı belirlenmelidir.
- Zaman sınırlaması getirilmeli ve bu süre içinde herkesin katkı getirmesi istenmelidir.
- Beyin fırtınası esnasında eleştiri, yargılama değerlendirme bir yana bırakılmalıdır.
- Beyin fırtınası informal ve rahat bir sınıf ortamında gerçekleştirilmelidir.
- Beyin fırtınası esnasında, ileri sürülen her fikir, not tutan bir kişi tarafından mutlaka kaydedilmelidir.
- Önemli olanın üretilen fikirlerin sayısı olduğu bilinmelidir.
- Düşüncelerin değişik biçimlerde serbestçe ifade edilmesine izin verilmelidir.
- Tekrarlamalar belirlenmeli, bir düşüncenin ikinci defa edilişindeki farklar anlaşılmaya çalışılmalıdır.
- Öğrenciler fikir üretmeye teşvik edilmelidir.
- Hep aynı öğrencilerin söz almaları engellenmeli, konuşmayan öğrencilerin de fikirleri sorulmalıdır.
- Bir problemin çözümüne ilişkin fikirler alındıktan sonra sınıfça tartışılmalıdır (İşman, 2003).
- Başarılı bir beyin fırtınasında; değerlendirmenin sonraya bırakılması, serbest neşeli bir ortam yaratılması, olabildiğince çok miktarda fikir üretilmesinin sağlanması önerilen fikirlerin gruplanması ve geliştirilmesi çok önemlidir
- Öğretmen tarafsız olmalı gruba müdahale etmemeli ancak fikirlerin sentez ve değerlendirilmesi aşamasında gruba rehberlik etmelidir (Özden, 1999).
- Tartışmaların süresi bitince söylenenler analiz edilmeli ve tartışmaya devam edilip edilmeyeceğine karar verilmelidir
1.7. Ters Beyin Fırtınası
Beyin fırtınası bazen tersinden kullanılır; yani problem tersinden ele alınır: Toplumun ahlakını nasıl çökertebiliriz? Okula devamsızlığı nasıl arttırabiliriz? Öğrencilerdeki yaratıcılığı nasıl öldürebiliriz? Toplumda şiddet kullanma eğilimini nasıl tırmandırabiliriz? Bu yolla mevcut durumdaki olumsuz ve yanlış noktalara işaret edilerek çözüm dolaylı olarak ortaya konmuş olur.
1.8. Beyin Fırtınası Örneği
Öğretmen: Evet çocuklar bugünkü dersimizde eğitim sistemimizdeki aksaklıkları ve bu aksaklıkların nasıl giderilebileceği sorununu tartışacağız. Bu konuda her türlü fikirlerinizi dinlemeye hazırız. İsterseniz şöyle bir soruyla derse başlayalım: Eğitim sistemimizde sorun var mıdır? Varsa nelerdir?
İlk sözü Harun alır.
Harun: “Var öğretmenim” der. Bence sorun sistemin işleyişinde. Çünkü işleyiş olarak tamamen ham bilgi esasına dayanıyor (Kağıda yazar ve havuza atar).
Canan: Bence de var, öğretmenim. Sorun sistemin ezberci olmasından kaynaklanıyor ve biz bu bilgileri ezberleyip daha sonra unutuyoruz. Böylece gelecek için hiçbir bilgimiz taze olarak kalmıyor.
Mehmet: Öğretmenim sorun var, var olmasına da bence kaynak, yetersiz olan öğretmen sayısı. Bugün köy okullarında beş sınıfa aynı anda bir tek öğretmen ders veriyormuş bu da sorunlara temel teşkil ediyor tabii ki.
Selim: Bence sorun falan yok. Çünkü ben şimdiye kadar hep bir üst sınıfa geçmeyi başardım yani hep başarılı oldum. Bu da benim açımdan sorun bulunmadığını gösterir.
Lale: “Söz aldıktan sonra” Selim haklı, çünkü biz derslerimize iyi çalışır ve öğrenip görevimizi yerine getirsek başarılı olur ve sorun yaşamayız.
Öğretmen: Çocuklar dikkat edin birbirimizin sözlerine etki etmeden tartışmayı sürdüreceğiz, tamam mı Lale?
Tunç: Sorun var tabii ki, ülkemizde sorunsuz işleyen sistem var mı ki, eğitim sorunsuz olsun. Öğretmenden öğrenciye, müdürden bakana herkes sorun zaten…
Betül: Eğitim sistemimiz bozuk demek yetmez bu konuda sorunu çözüme ulaştıracak çözüm ve düşünceler üretmeliyiz.
Gamze: Bir sistem düzelten makine yapalım. Önce sorunun özelliklerini yükleriz. O da daha hızlı bir şekilde bize bir yığın çözüm önerisi sunar biz de rahatlarız. (Fikrini yazar ve çözüm havuzuna atar.)
Öğretmen: Evet çocuklar, Gamze’nin çözümüne benzer fantastik çözümler üretmeye çalışalım.
Mehmet: Sorunun bir başka yönden ele alınmasıyla karşımıza farklı bir perspektif çıkar ki bu da yetersiz bilgi ile öğrenci karşısına geçen öğretmenlerdir. Bildiğim kadarıyla üniversitelerin öğretmen yetiştiren fakültelerinin eğitim düzeyi çok düşükmüş ve bu öğrenciler bir müddet sonra karşımıza bilmedikleri bilgileri vermek için geliyorlar.
Hasan: Öğretmen karşımıza geçip, açıyor ders kitabını ve başlıyor okumaya. Sadece okusa iyi birde bize kitabın aynısını yazdırıyor. Bunu biz kendi kendimize de yaparız. (Düşüncesini yazıp diğer arkadaşları gibi havuza atar.)
Harun: Öğretmenlerin bazıları bize bilinçli olarak set çekiyor. Yani öğrenciye sert davranarak korkutuyor ve kendisinden uzaklaştırıyor. Bunda ki amacı da ona soru sormamızı ve onların bilgisizliğini ortaya çıkarmamızdan korkmalarıdır.
Lale: Sorunun bir kısmı bence bizde. Evet bazı öğretmenlerin eğitimi kötü olabilir fakat iyi eğitmenlere karşı bizde pek içten ve başarılı olamıyoruz. Bence yeterince ders çalışmıyoruz.
Gamze: Ben çoğu zaman derse girmek bile istemiyorum. Özellikle tarih dersine çünkü çok sıkıcı, hiçbir eğlenceli yönü yok.
Ayşe: Öğretmenler daha yakışıklı olsa sanırım derse devam durumu da artar.
Canan: Sorun sistemin merkez teşkilatında diye düşünüyorum ben ve bundan dolayı Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK iç tüzük ve kadrolarıyla beraber tüm teşkilatta değişiklik öneriyorum.
Öğretmen: Çocuklar şimdi bütün bu söylediğiniz ve yazarak havuzlara attığınız fikirleri beraberce değerlendirelim. Bakalım nasıl bir sonuca ulaşacağız.
Numaralandırılıp çözüm havuzuna atılan düşünceler toplanıp, gruplanıp ortak bir sonuç çıkarılırsa ve yapılabilecekler sıralanırsa aşağıdaki gibi bir sistem ortaya çıkar:
- Eğitim ve öğretimde acilen köklü değişimler yapılmalı,
- Öğretmen yetiştiren fakültelerin düzeyleri yükseltilip, böylece yüksek ve kaliteli eğitim sayesinde öğretmenin bilgi seviyesi de yükselir. Kaliteli ve bilgili olurlar.
- Okulları siyasi düşüncelerin malzemesi olmaktan kurtarıp, kendilerini tam anlamıyla eğitime vermeleri sağlanmalı.
- Öğrencilerin derse ilgisini arttıracak metot ve etkinlikler üretilmeli.
- Eğirimde araştırma-geliştirme çalışmalarına ağırlık verilmeli,
- Öğrencilere ders çalışmalarının gerekliliği kendi hayatlarından kesitlerle anlatılmalı ve ders çalışmak özendirilmelidir.
- Öğretmen-öğrenci ilişkisi sınırlandırılmayıp daha yakın ve demokratik bir ortamda eğitim yapılmalı.
- Üst düzey mevkilere demokratik kimliğe sahip kaliteli ve tecrübeli yöneticiler getirilmeli.
2- GÖSTERİ (DEMONSTRASYON) YÖNTEMİ
2.1. Kapsamı
Gösteri öğretmenin öğrencilerin önünde bir şeyin nasıl yapılacağını göstermek yada bir prensibi açıklamak için yaptığı işlemlerdir. Gösteride hem görsel hem işitsel iletişim kullanılır.
Gösterinin en önemli faydası herhangi bir şeyin en uygun biçim de yada ustaca nasıl başarılacağını göstermedir. Bu nedenle gösteri en uygun bir biçimde hazırlanmalı ve uygulanmalıdır.
Gösteri yöntemi özellikle, spor, fen, müzik ve sanat alanlarında kullanılmaktadır.
Bu yöntemde, çoğu zaman kaynak, belli bir işlemin nasıl yapılacağını anlatan bir gösteri yapar. Gösteri tamamen gerçek koşullar altında ve gerçek araçlar kullanılarak yapılabildiği gibi, modeller kullanılarak da yapılabilir. Bunların dışında, resim, fotoğraf, slayt, film şeridi, hareketli filmler, basit çizimler, yada başka semboller kullanılarak beyaz perde, yazı tahtası, kumaş kaplı tahta (flanelograf) gibi ortamlarda da gösteri yapılabilir.
Genel olarak gösterilerde en etkin olan kimse kaynaktır. Alıcılar ise, yerine göre çeşitli duyu organlarını kullanan gözlemci yada seyircilerdir.
Sınıf ortamı düşünüldüğünde, burada sadece öğretmenin belli bazı araçları kullanarak gösteri yapması yeterli olmayacaktır. Bu yöntemde öğrenci katılımı sağlanmazsa yüzeysel bir öğrenmenin ötesinde davranış geliştirme beklenmemelidir. Özellikle öğrencide bir takım beceriler geliştirilmek istendiğinde o beceriye esas olan aracın öğrenci tarafından da kullanılması zorunluluğu vardır. Örneğin amaç mikroskobu kullanma becerisini geliştirmek olduğunda önce öğretmen bu beceriyi tanımlayarak belli bir parçanın mikroskopta nasıl inceleneceğini gösterir. Daha sonra öğrenciler aynı işlemleri öğretmenin gözetimi altında defalarca yaparak mikroskobu kullanmayı öğrenebilirler. İleriki sayfalarda değineceğimiz çeşitli eğitim araçlarını kullanmayı öğretmenin de en iyi yolu önce öğretmenin sonra da öğrencinin gösteriyi gerçekleştirmesidir.
Gösteri yönteminin etkili olabilmesi için öğretmenin eğitim teknolojisi alanında bilgi ve beceriye sahip olması, öğrencilerin tümünü etkinliğe katabilmesi gerekir.
Gösteriyi gerçekleştiren öğrencinin bu çalışmadan en çok yararı sağlayabilmesi için öğrenciden aynı anda yaptıklarını anlatması istenir.
Zaman sabit tutulmak üzere insanlar;
* Okuduklarının % 10’ unu,
* İşittiklerinin % 20 sini,
* Gördüklerinin % 30’ unu,
* Hem görüp hem işittiklerinin % 50’ sini,
* Söylediklerinin % 70’ ini,
* Yapıp söylediklerinin ise % 90’ını hatırlamaktadır
Bu yöntemin zaman yetersizliği yada beceri geliştirmeye yönelik çok sayıdaki araçların teminindeki güçlük gibi sınırlılıkları bulunmaktadır.
2.2. Faydaları
1. Gösteri öğrencilere olayın gerçek oluşumunu hem görerek hem işiterek öğrenme imkanı sağlar
2. Gösteri kelimelerin yetersiz olduğu fikirler, prensipler, hareketler ve kavramların açıklanması için kullanılır.
3. İyi bir gösteri öğrencilerin dikkatini çeker.
4. Yalnızca gösteri yapanın materyale ihtiyacı vardır. Bu nedenle oldukça ekonomiktir.
5. Öğrencilerde gösterileri yönetebilirler. Böylece beceri ile tutumların ilişkisi gelişir.
6. Öğrenci materyal ile bir işlem yada beceriye başlamadan önce o işlemin yada tecrübenin gösterisi tehlikeyi azaltır. Özellikle fen laboratuarlarında bu husus çok önemlidir.
7. Yanlış yapa yapa öğrenme için harcanacak zamanı azaltır.
8. İyi bir gösteri işlemin standartlarını ortaya koyar. El sanatları, resim, müzik, yada beden eğitimi gibi alanlarda güdülendirir.
9. Gösteri özellikle beceriler sahasında yararlıdır.
10. Gösteri toplumdaki insan kaynaklarını kullanmak için en mükemmel yöntemdir.
2.3. Sakıncaları
1. Göstericinin çok fazla planlama ve hazırlık yapmasını gerektirir.
2. Eğer gösterici dönütlere dikkat etmeksizin yalnızca «Göster ve anlat» ilkesini uygularsa etkisiz olabilir.
3. Gösteri yöntemi kalabalık sınıflarda yada çok küçük objelerle tam olarak uygulanamaz. Çünkü iki durumda da öğrencilerin tümü gösteriyi rahatlıkla izlemeyebilir.
4. Eğer gösterinin görsel kısmı, işitsel kısmı ile tutarlı değilse (birlikte olmazsa) öğrenciler karıştırabilirler.
5. Gösteri «anlama» olmaksızın «taklit etme» ye dayanabilir.
6. Karmaşık bir gösteride öğrenciler başarısızlık yada eksiklik duygusuna kapılabilirler.
7. Bilişsel yada yüksek seviyeli duygusal öğrenmede kullanımı güçtür.
8. Pek çok gösteri zaman sarfettirir.
2.4. En İyi Kullanım İçin Rehber İlkeler
1. Gösteri için gereksinme duyulan materyali planlama ve geliştirme için gerekli zaman harcama.
2. Zaman limitini gözlemek amacı ile gösterinin tümünün provasını yada tecrübesini yapma.
3. Gösteri başlayacağı zaman kullanılacak tüm materyalin elin altında bulunduğundan emin olma.
5. Dönüt sağlamak için gösteri sırasında sorulardan yararlanma.
6. Bir işi yapmanın «doğru yolunu» göstermek kadar «yanlış yolunu» da göstermeye ve tartışmaya yardım etme.
7. Gösterinin sonunda, basamakların bir özetini verme yada oluşumuna ilişkin bir özet verme.
8. Mümkünse bir yada iki öğrenciye gösteriyi aynen yaptırma.
3- SORU-CEVAP METODU
Soru sormak her türlü öğrenmenin başıdır. Kafasında herhangi bir konu hakkında soru oluşturan kişi, artık meselenin farkına varmış, onun çözüm yolunu aramaya başlamış demektir. Ona, rasyonel ve bilimsel yolla soruya cevap arama yolu öğretilirse, o problemi güzel bir metotla çözebilecek demektir.
Soru, her zaman öğretimdeki temel iletişim araçlarından biri olmuştur. Soru-cevap metodu, başka metotların içinde ara sıra kullanılan soru-cevap tekniğinden ayrı; dersi baştan sona soru-cevap tarzında işleme demektir.
Bu metodun tar, hiç bilmediğini farz ettiği bilgiler “öğretilir”. Sokrates de, hiç bir şey bilmeyen bir köleye, sadece sorular sorarak karmaşık bir geometri problemini çözdürmüştür.
Sokrates’in bu metodu nasıl kullandığına kısa bir örnek, aşağıda verilmiştir:
Sokrates’in soru-cevap metodunu kullanması
-“… Çılgınca yapılan şey çılgınlığın, ölçülülükle yapılan şey ölçülülüğün eseridir,
değil mi?
Kabul etti.
-Kuvvetle yapılan kuvvetlice, zayıflıkla yapılan zayıfçadır, değil mi?
-Evet.
-Peki, bir şey hızla yapılmışsa hızlı, yavaşça yapılmışsa yavaş yapılmıştır, değil mi?
-Evet.
-Peki, aynı şekilde yapılan bir şey, aynı ilkenin; zıt şekilde yapılan bir şey de zıt bir ilkenin eseridir, değil mi?
Kabul etti.
-Söyle bakalım şimdi, güzel diye bir şey var mıdır?
-Evet.
-Bir güzelin çirkinden başka zıddı var mıdır?
-Hayır.
-Devam edelim, iyi diye bir şey var, mıdır?
-Evet.
-Bir iyinin kötüden başka zıddı var mıdır?
-Hayır.
-Aynı şekilde, seste tiz bir şey var mıdır?
-Evet.
-Bu tizin bastan başka bir zıddı var mıdır?
-Hayır.
-O halde her karşıtın birçok değil bir zıddı vardır, değil mi?
-Aynı fikirde olduğunu söyledi.
-Hadi, şimdi üstünde anlaştığımız şeyleri bir daha gözden geçirelim, dedim. Her karşıtın birçok değil tek bir zıddı olduğunda anlaştık, değil mi?
-Evet.
-Zıt bir şekilde yapılan bir şeyin, zıt ilkelerin eseri olduğunda da anlaşmıştık.
-Evet.
-Çılgınca yapılan bir şeyin ölçülülükte yapılan bir şeye zıt bir şekilde yapıldığında da anlaşmıştık, değil mi?
-Öyle.
-Ölçülülükle yapılan şeyin ölçülülüğün, çılgınca yapılan şeyin çılgınlığın eseri olduğunda da anlaşmıştık.
-Evet.
-O halde bu şeyler zıt bir şekilde yapılmışlarsa, zıt bir ilkenin eseridirler, değil mi? -Evet.
-Oysa biri ölçülülüğün eseridir, diğeri çılgınlığın.
-Evet.
-Zıt bir şekilde, değil mi?
-Şüphesiz.
-Öyleyse zıt ilkenin eseridirler.
-Evet.
-O zaman çılgınlık, ölçülülüğün zıttıdır.
-Öyle görünüyor
-Peki ama, demin çılgınlığın belgeliğin zıddı olduğunu kabul etmiştik, hatırlıyor musun?
-Evet, dedi.
-Bir karşıtın tek bir zıddı olduğunu da kabul etmiştik.
-Evet.
Öyleyse bu iki savdan hangisini geri alacağız, Protagoras? Bir karşıtın tek bir zıddı olduğunu ileri süreni mi, yoksa bilgeliğin, ölçülülükten başka bir şey olduğunu, her ikisinin de erdemin parçaları olduğunu, farklı olmakla kalmayıp yüzün parçaları gibi gerek kendileri gerek özellikleri bakımından birbirine hiç benzemediklerini ileri süreni mi? Bu iki savdan hangisini geri alacağız, diyorum. Çünkü bunlar, birbirine uymadıkları ve uyum haline giremedikleri için aykırılık gösteriyor. Gerçekten de, bir yandan bir şeyin ister istemez birçok değil tek zıddı olması gerekirse, öte yandan da, bir şey olan çılgınlığın bilgelik ve ölçülülük gibi iki zıddı olduğu ortaya çıkarsa nasıl uyuşabilirler, değil mi? Ne dersin, Protagoras?
istemeye istemeye benimle aynı fikirde olduğunu söyledi.
-O halde ölçülülük ile bilgelik aynı şeydir; demin de doğrulukla dindarlığın hemen hemen aynı şey olduğunu görmüştük. Hadi Protagoras, yılmayalım, geri kalanları gözden geçirelim. Doğru olamayan bir iş yapan, eğrilik ederken temkinli midir?
Soru-cevap metodu ile doğrudan öğretim yapıldığı gibi, bu metodu kullanarak yazılan eserler de vardır. Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilik” adlı eseri Sokratvari soru-cevap metodu kullanılarak ve dört kişinin soru-cevap tarzında konuşturulması şeklinde yazılmıştır.
Sormak erkektir, cevap vermek de dişidir. Beynin fikir üretebilmesi için soru sorarak onu tohumlamak gerekir. Soruyu oluşturmak, bilgiye yarı yarıya ulaşmak demektir. Bilmeyen soru soramaz. Hatta bazen kişinin bir konuyu bilip bilmediği veya ne kadar bildiği, ona sadece soru sordurularak da anlaşılabilir. Berthold Otto’ya göre, soru soran öğrenci, zihin ve ruhunu bilgi almak için açmıştır. Öğretmen bu anı çok iyi değerlendirmelidir. Yoksa o zaman veremediği bilgiyi, çocuğun arzu etmediği bir zamanda zorla vermek durumunda kalabilir.
Ortaçağlarda soru-cevap, sadece dini bilgilerin doğru öğrenilip öğrenilmediğini kontrol amacıyla kullanılıyordu. Bunun için çeşitli alanlarda sınava hazırlayan soru-cevap tarzında hazırlanmış kitaplar da çıkmıştı. Tıpkı şimdiki “Kolejlere Hazırlık”, “Üniversiteye Hazırlık” kitapları ve özel dershanelerdeki yetiştirme tarzı gibi.
Günümüzde soru-cevap yöntemini Sokratvari şekilde uygulayan bir sistem yoktur. Bu şekilde bir uygulama çok iyi alan bilgisini, sağlam bir mantık yapısını ve diyalektik metodu çok iyi bilmeyi gerektirir.
Problemin birçok çeşitleri vardır. Bunları şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:
- En doğruyu seçme soruları,
- Tamamlama soruları,
- Hatırlama soruları,
- Sentez yaptırma soruları,
- Analizci sorular,
- Sentezci sorular (karşılaştırma, karar verme, sebep-netice gösterme v.s).
Soru-cevap metodunun şimdiki uygulaması umumiyetle tartışma ve yoklama (sınav) şeklinde olmaktadır. Burada diyalogdan ziyade, çok kişi arasında belli bir konuda sistemli bir fikir alışverişi söz konusudur. Tartışmayı, bilgili ve gruba hakim olacak şekilde yetkili bir kişinin yönetmesi gerekir. Bu metot ayrı bir başlık altında incelenecektir.
3.1. Soru-Cevap Metodunun Üstünlükleri
- Öğrencinin başkalarını dinlemesini; bunlara karşı kendi fikirlerini üretme ve bunu
nazik, mantıklı, etkili bir tarzda söylemesini sağlar. Kişinin ifade etme gücünü geliştirir; öğrenci düşüncelerini belli bir tertip ve düzene göre hür olarak ifade etmeyi öğrenir.
- Öğrencinin derse aktif olarak katılmasını sağlar. Bütün eğitim tarihi boyunca
problemin zihni uyarıcı, tohumlayıcı, mayalayıcı, doğurtucu gücünden faydalanılmıştır. Sorular hem öğrencileri düşünmeye sevk etmiş hem de öğretimi disipline etmiştir.
- Öğrenciyi güdüler, sosyalleştirir; ona öğrendiklerini uygulama ve yorumlama
imkanı verir.
- Sınıf içinde hem öğretmenle hem tartışma arkadaşlarıyla sağlıklı iletişim kurmayı
sağlar. Soru, herkesin zihnindeki değişik cevapların, fikir ve görüşlerin ortaya çıkmasını, bunların demokratik bir biçimde ifade edilmesini; buradan da kişilerin tahammül, hoşgörü ve çoksesliliğe alışmalarını sağlar. Öğrenci, ‘başkalarının mantığı” ile de düşünmeye alışır. Zaten demokratik bir ortam da, çevredekilerin fikirlerini alarak, onları doğru yorumlayarak karşılıklı işbirliği içinde olur.
- Kişinin kendi kendini değerlendirmesini sağlar.
- Öğrencinin hatırlama, yargılama, değerlendirme, karar verme ve üretken
düşünmesini sağlar.
- Öğrenci, kendisine de her an soru sorulabileceği veya söz düşeceği ihtimali ile
dersi veya tartışmayı dikkatle izleme disiplinine alışır. Öğrencinin derse ilgisini arttırır.
- Öğretmene, sınıf içindeki kişilerin bilgilerini, bir konuyu kavrama, analiz, sentez,
değerlendirme ve uygulama güçlerini ölçme imkanı verir. Öğretmen, öğretmeye çalıştıklarının doğru anlaşılıp anlaşılmadığını veya ne kadar öğrenildiğini ancak soru-cevap metodu ile öğrenebilir. Bu şekilde dersin öğrenci seviyesine uygun hale getirilmesinde de bu metottan faydalanılır.
- Anlatılan konuların tekrar ve pekiştirmelerle daha iyi öğrenilmesi sağlanmış olur.
Konunun ana çizgilerinin belirtilmesinde ve önemli yerlerinin vurgulanmasında önemli rol oynar. Ezberlemeyi de bir parça engellemeye çalışır.
- Soru-cevap metodu, her dersin öğretiminde kullanılabilir. Ayrıca, diğer metotlarla
yapılan her öğretim metodunun mükemmel bir tamamlayıcısı olabilir.
3.2. Soru-Cevap Metodunun Sınırlılıkları
- Soru, bir konuyu bilen ve anlamış kişiler için bile, sıkıcı bir şeydir. Dolayısıyla,
hele sınav soruları tarzında yapılan bir ders, öğrencilerin çoğunluğu için sıkıcı olur. Eğer öğrenci “bilmiyorum” a alışırsa, sınıfın geneli cevap vermezse veya cevaplamaya (tartışmaya) katılım azalırsa, dersin kalitesi düşer. Sınıftaki öğretim atmosferi bozulur.
- Sorulara cevap veremeyen öğrencinin kendine güveni azalır. Zamanla öğrenci
bildiği konularda bile konuşmamaya başlar. Dolayısıyla sınıfta derse aktif katılanların sayısı düşer; ders de öğretmenin bazı öğrencilerle oynadığı bir tiyatro, sınıfın geneli de seyirci haline gelir.
- Yukarıdakine bağlı olarak, eğer sınıftan sürekli yanlış cevaplar gelir veya hiç
cevap gelmezse, öğretmenin de kendine güveni azalır.
- Sorular iyi ifade edilemez ise, anlaşılmaz, kasıtlı ve yönlendirici olursa öğrencinin
serbest düşünmesi engellenmiş olur.
- Soru-cevap metodunun en büyük sakıncalarından biri de, konunun çok fazla
dağıtılması, dersin “kaynatılması” ve dolayısıyla programın yetiştirilememesidir.
3.3. Soru-cevap metodunun verimli kullanımı için neler yapılmalıdır?
- Soru, dilbilgisi kurallarına uygun, olarak sorulmalıdır. “Niçin’, “neden”, “nasıl”,
“kim”, “ne zaman” gibi soru ekleri ile başlamalı veya soru ekleri ile bitmelidir. “Evet-hayır” sorularından kaçınmalıdır. Öğretmen soru hazırlama ve sınıfta öğrencilerin önünde soru sorma tekniklerini iyi bilmelidir.
- Soru; kısa, açık, anlam bakımından doğru ve uyarıcı olmalıdır. Her problem veya
fikir için ayrı ayrı soru sorulmalı, birkaç konuyu kapsayan genel sorulardan kaçınmalıdır. Belirsiz ve karışık cevaplar düşündüren bir soru, sınıfta problem çıkartabilir.
- Soru; akla, mantığa, gerçeğe ve bilimsel esaslara uygun olmalıdır.
- Soru; emir veya telkin mahiyetinde olmamalıdır.
- Soru, gerektiğinde öğrencilerin dikkatini dersin önemli yerlerine çekmek, dersi
dinleyenlerin derse yönelmelerini sağlamak, dikkatsiz öğrencileri uyarmak ve disiplin sağlamak amacıyla da kullanılabilir.
- Öğretmen soru sorarken esnek olmalı, öğrencileri rahatlatmalı; soru veya cevap
anlaşılmadığı zaman, aynı söyleyiş kalıbıyla değil yeni ifadelerle, soru veya cevap açılmaya çalışılmalıdır.
- Problemin cevabı içinde olmamalı; yani soru cevabı belli etmemeli, telkin
etmemeli; öğrencileri düşünmeye, bilgi ve tecrübelerini yoklamaya sevk etmelidir.
- Soru; problemin içeriği, kolaylığı ve zorluğu bakımından, öğrencilerin zihinsel ve
psikolojik gelişim seviyelerine uygun olmalıdır. Öğrencinin seviyesinin altında veya üstünde sorular sormamaya özen göstermelidir.
- Soru-cevap metodu dersi mekanikleştirmemeli, öğrencileri ezbere
sürüklememelidir. Öte yandan soru-cevap metodu zaman israfına yol açmamalı; dersi “kaynatacak”, öğrencileri kutuplaştıracak uygulamalardan kaçınmalıdır.
- Soru, bir öğrenciye veya belli bir öğrenci grubuna değil, sınıfın bütününe
yöneltilmeli ve sınıfın tamamından cevap beklenmelidir. Cevap verme safhasına mümkün olduğu kadar çok öğrencinin katılması sağlanmalı, sınıftaki öğrencilerden mümkün olduğu kadar çok sayıda cevap almak hedeflenmelidir.
- Cevaplar aceleye getirilmemeli, “kerrat cetveli sorgulaması” yapılmamalı;
öğrencilerin düşünüp cevap hazırlaması için yeterli bir zaman (wait time) bırakılmalıdır. Öğrenciler cevaba zorlanmamalı, sıkıştırılmamalı, “manevi işkence” yapılmamalıdır. Aynı zamanda “evet” veya “hayır” gibi kısa cevaplar isteyen savcı sorgulamasından da kaçınmalıdır.
- Soru veya cevaplar çok tekrarlanmamalıdır. Bu, öğrencilerin ilgisini dağıtır.
- Öğrenciler de soru sormaya isteklendirilmelidir. Soru formüle etmenin, dersin
anlaşılmasını kolaylaştırdığı, derse olan ilgiyi arttırdığı unutulmamalıdır.
- Soru kadar, verilecek cevabın da açık ve net olması sağlanmalıdır. Tahmini
cevaplar çıkaracak soru sormamalıdır.
- Sorulara verilecek cevaplarda, öğrencinin kişisel fikir ve tutumlarının
sergilenmemesi, belli bir dini veya ideolojik sistemin propaganda edilmemesi sağlanmalıdır.
- Cevabın tek öğrenci tarafından verilmesi sağlanmalı, koro halinde veya her
kafadan bir ses çıkarak” cevaplandırmalara imkan verilmemelidir.
- Eğer isim söylenerek öğrenciden cevap istenecekse, öğrenci numarasına göre
baştan veya sondan başlayıp sırayla gitme yerine, rasgele seçim yapılmalıdır.
- Bu metot kullanılırken öğrencileri sınıf huzurunda utandırıcı, mahcup edici, onur
kırıcı durumlara düşürmekten kaçınmalı; bilakis “iyi”, “güzel” gibi sözler veya notlarla öğrenci ödüllendirilmeli; bu şekilde daha sonraki soru veya cevaplara katılmaları teşvik edilmelidir.
4- ROL OYNAMA YÖNTEMİ
4.1. Kapsamı
Rol oynama yönteminde bir fikir, durum, sorun yada olay bir grup önünde dramatize edilir. Grubun üyeleri yalnızca dinlemek yada tartışmak yerine olayın nasıl oluştuğunu izlerler ve konunun ayrıntısına inerler.
Rol oynama yöntemi özel bir değere sahiptir. Çünkü, bu yöntem de öğrenciler başka bir «kimliğe» bürünür, başkalarının nasıl hissettiğini, düşündüğünü ve etkinlikte bulunduğunu anlama imkanına sahip olurlar.
Örneğin, bir iş görüşmesinin rol oynama yoluyla canlandırılması, öğrencinin ileride karşılaşacağı sorunlardan önceden haberdar olmasını sağlayacağı gibi bu tür görüşmelerde beklenmedik ve sürpriz sorularla da karşılaşabileceği konusunda da uyarılacaktır.
Psikolojik terapide psikodrama, okulda yada mesleki rehberlikte sosyodrama olarak kullanılan rol oynama yönteminde dramatizasyon ve rol yapma esastır. Bu uygulamalarda yalnızca problemin çözümü değil aynı zamanda katılanların insan doğasını anlama, insan davranışlarını değerlendirme ve insan ilişkilerindeki sorunları kavramalarına yardımcı olur.
Rol oynama yönteminde öğrenciler bir tepki ile karşılaşmaksızın ve cezalandırılma tehlikesi olmaksızın bir başkası gibi hisseder, düşünür ve davranırlar, daha önemlisi özel sorunlarını bir bunalım hissetmeksizin tartışabilirler.
4.2. Faydaları
1. Öğrenciler bizzat katıldıkları ve hoşlandıkları eylemlerden daha fazla tecrübe edinirler.
2. Öğrenciler hislerini ve tutumlarını açıklama imkanına sahip olurlar.
3. Öğrencilerin yaratıcılığı güçlendirilir.
4. Öğrencilere durumu yalnızca «kavrama» yerine «hissetme» imkanı sağlar.
5. Öğrenciler güdülenirler.
6. Öğrenciler yüzyüze gelecekleri gerçek durumlar için hazırlanırlar.
7. Sosyal becerileri geliştirmek için kullanılır.
8. Effektif öğrenme oluşur ve etkin bir biçimde değerlendirilir.
9. İletişim sözden çok hareketlere dayanır.
10. Öğrenci gelecekte başvuracağı şeyler hakkında ön fikir edinme şansına sahip olur.
11. Öğrenci baskı yada işlerinin ters gitmesi gibi olaylar karşısında soğukkanlı olmayı öğrenir.
4.3. Sınırlılıkları
1. Küçük grup gerektirir.
2. Zaman gerektirir.
3. Bazı öğrenciler karakterleri yada olayı anlatmakta güçlük çekebilir.
4. Yetenekli öğrenciler durumu tekelinde bulundurur.
5. Öğrenciler rolleri oynarken sık sık aşırıya kaçarlar. Bu durum sınıf atmosferini bozacağı gibi öğrenmeyi de etkiler.
6. Çekingenlik yada konuşma problemi gibi gerekli beceri eksikliği olan öğrenciler için iyi bir yöntem değildir.
7. Öğrencilerle yada dersle ilgisi kurulamazsa yöntem işe yaramaz hale gelir.
8. Katılan her öğrencinin biraz yaratıcılığını gerektirir.
9. Amaçları açıklıkla belirtilmezse «yalnızca bizzat faaliyete katılanlar» için yararlı olur.
4.4. En İyi Kullanım için Rehber İlkeler
1. Rol oynama yönteminin gruba uygun olup olmadığına karar verme. Bu yöntemi uygulayacak öğretmen grubunun gereksinmelerine göre planında değişiklik yapabilecek esneklikte olmalıdır.
2. Dersten önce olayın yeterli ayrıntısını planlama.
3. Grubu özel bir sorun üzerinde çalışmaya isteklendirme.
4. Rol oynama düzenini kurma.
Karmaşık olmayan kişisel ilgi ile çözümlenebilecek açık ve özel bir sorun ele alınmalıdır.
5. Öğrenci karakterlerini göz önüne alarak «rolleri» belirleme.
6. Grubun diğer üyelerinin gayrı resmi bir durumda oturmalarını sağlama.
Herkesin görebileceği, işitebileceği ve katılabileceği bir düzen oluşturulmalıdır. Örneğin yarım daire şeklinde oturuş biçimi bu düzeni sağlayabilir.
7. İzleyenlerin neyi gözleyeceklerini belirtme ve not almalarını sağlama.
İzleyenlerden dolayı iyice gözlemeleri ve olayı tartışmaları istenmelidir.
8. Her sahnenin genellikle 5- 10 dakikadan daha fazla sürmemesini sağlama.
9. Gerekirse belirli bölümleri tekrarlatma.
10. Etkinliğin tümü üzerinde öğrencilerin değerlendirmelerine yer verme.
11. Sınıfta serbest ve güvenli bir atmosfer yaratma.
5- DRAMA METODU
Sosyal hayat içinde ortaya çıkabilecek çeşitli durumları, öğrencilerin oyuncu olarak katıldıkları çeşitli sahneler içinde ortaya koymak ve dersi bunun üzerine bina etmek demektir.
İnsan hayatında hayal gücünün en hür ve yaşama hakim olduğu dönemler, çocukluk dönemleridir. İnsanlar, hayatlarındaki en iyi tiyatro oyunculuğunu çocukluk dönemlerinde yaparlar. Her çocuk mükemmel bir tiyatro oyuncusudur denilebilir. Mesela, bir kere gördükten sonra oynayamayacağı rol yok gibidir. İnsan büyüdükçe rol oynama alanlarını daraltmaya başlar. Dolayısıyla eğitim-öğretim sırasında da çocukların bu özelliğinden faydalanmak gerekir.
Drama metodu, çocuk hayatında çok önemli bir yer tutan oyun yeteneğinin kontrollü bir şekilde eğitime aktarılması demektir. Bu metodu iyi kullanmak için öğrencilerin bilgisi kadar yaratıcılıkları da çok önemlidir.
5.1. Drama Metodunun Üstünlükleri
- Öğrenciler rol oynama içinde kendi duygu ve düşüncelerini daha rahat ifade etme imkanı bulabilirler. Başkaları ile daha rahat ilişki kurma becerileri geliştirirler. Öğrencilerin dinleme ve konuşma becerileri gelişir.
- Tutum ve kavram geliştirmede, sosyal durumları analiz etmede, sosyal problemlerin çeşitli boyutlarını görüp çözüm geliştirmede, liderlik ve yöneticilik özelliklerini ortaya çıkarmada faydalıdır.
- Öğrencileri belli konularda araştırma yapmaya ve işbirliği içinde çalışmaya sevk eder.
5.2. Drama Metodu İçinde Kullanılan Teknikler
5.2.1. İnformal drama: Belli karakterleri öğrencilerin hazırlık yapmadan hemen canlandırmaları demektir. Burada bir sınırlandırma yapılmadığı için tamamen öğrenci yaratıcılığına dayanmaktadır. Burada kostüm ve dekor gereksizdir. Mesela, bir trafik kazası, bir hastalık, işsizlik v.s. gibi konular hemen canlandırılıp üzerine ders anlatılabilecek konulardır.
5.2.2. Rol oynama (role playing): Burada da, öğrencilerden kendilerine verilen bir rolü oynamaları istenir. Ancak burada öğrenci (kitap, filim, ansiklopedi gibi kaynaklardan) belli bir hazırlık yaparak o rol hakkında kendi kendine bir senaryo geliştirir, role daha sağlam bir şahsiyet kazandırır. Mesela, uyuşturucu kullanma üzerine bir gösteri yapılacaksa, burada bir dizi ön hazırlığın yapılması gerekmektedir. Gerekirse uyuşturucu kullananlarla da görüşme yapılabilir.
5.2.3. Formal drama: Burada öğrencinin oynayacağı rol tamamen öğretmen kontrolünde ve bir yazılı senaryoya bağlıdır. Oyunda kostüm ve dekor kullanılabilir. Okul temsilleri bu tip drama tekniğine girer.
5.2.4. Kukla: Bütün dünyada çocukların en sevdiği drama türlerinden biri de kuklalardır. Burada kukla, çok değişik teknikler kullanılarak öğrenciler tarafından geliştirilir ve kişi kuklaların arkasına saklanarak ifade etmek istediği birçok sözü, vermek istediği birçok mesajı buradan verebilir.
5.2.5. Pandomim: Duygu, düşünce ve olayları sözsüz olarak, sadece el, kol, yüz ve beden hareketleriyle anlatma demektir. Yemek yeme, yüz yıkama, trafik v.s. gibi birçok durumlar bu “sözsüz tiyatro” yolu ile de öğrenciye gösterilebilir.
5.2.6. Parmak oyunu: Bilhassa okul öncesi ve ilköğretim döneminde bazı şiir ve hikayelerin parmak hareketleri ile dramatizasyonudur. Yarım bırakılmış hikayeler (“Devamı nedir?”): Öğrencilere belli bir olay bir yere kadar anlatılır ve ondan sonrasının nasıl devam edebileceği veya etmesi gerektiği öğrencilere sorulur. Öğrenciler de drama yolu ile o hikayeyi tamamlamaya çalışırlar. Birçok davranış geliştirme ve problem çözme olguları bu teknik içinde rahatlıkla verilebilir.
6- BENZETİŞİM TEKNİĞİ
Askerlerin harp oyunlarıyla, pilotların uçak modelleriyle, şoför adaylarının özel pistlerde yetiştirilmelerinin ortak bir yanı vardır. Bu ortak yan, öğrencinin gerçek durumun bir benzeri üzerinde eğitilmeye çalışılmasıdır. Bu durumda aslının yerine yapay konmaktadır. İşte bu tür yetiştirmeye «benzetişim tekniğiyle yetiştirme» denmektedir.
Gerçek ortamda yetiştirmeye çalışıldığında sonuç bireylerin yaşamlarını yitirmesine kadar varabildiği durumlarda bu tür yetiştirme önem kazanmaktadır.
Geçmişte bu özellikle, II. Dünya savaşı sıralarında çeşitli ülkelerde çok yaygın olarak kullanılmıştır. Bir yandan bu teknikle askerlere alanlarının özel bilgi ve becerileri öğretilmeye çalışılırken diğer yandan halka, bu özel yolla, eğitilmiş düşman askerlerinden nasıl sakınmaları gerektiği açıklanmıştır. Örneğin, uçak bombardıman birliklerinde görev alacak çok sayıda asker bu yolla eğitilmiş, halkta gerçek bir bombardımandan nasıl korunacağını bu yolla öğrenmiştir.
Günümüzde bu teknik hemen hemen her alanda ve yaygın olarak kullanılmaktadır. Esas kullanım yerlerinden binde uçuş personelinin eğitimidir. Özellikle yeni uçak modelleri geliştirildikçe uçuş personeli o modelle uçmadan önce yerde bu modelin yeniliklerine alışır ve ustalık kazanır. Örneğin pilotlar kabinin bir benzeri üzerinde çalışarak belli beceriler edinirler. Böyle bir yetiştirme pilotlara havada kendi başlarına kaldıklarında neler yapmaları gerektiğini söylemekten çok daha etkindir.
Yine günümüzde astronotların yeryüzünde uzay koşullarının yaratıldığı ortamlarda uzayda kullanacakları araçların modelleri üzerinde gördükleri eğitim herkesin ilgisini çekmektedir. Burada da yararlanılan öğretim yolu, benzetişim tekniğidir.
Bu yöntemin değişik bir uygulama biçimine tıpta rastlanmaktadır. Tıp öğrencileri alanlarına ilişkin pek çok bilgi ve beceriyi kadavralar üzerinde öğrenmektedirler. Bu durum canlı insanlar üzerinde deney yapmaktan, çok daha akılcıdır.
Sanayide, örneğin bir fabrikada çok sayıda işçinin yeni bir aracın kullanımına yatkın hale gelmesi istendiğinde yine benzetişim tekniğine başvurulmaktadır. Modeller üzerinde çalışan işçiler böylece gerçek araçla önemli hatalar yapmak korkusundan uzak bir biçimde araçların kullanımını öğrenirler. Yeni bir şeyi kullanma endişesini gidererek ideal şartlar altında çalışma alışkanlığı kazanırlar. Bugün sanayide özellikle iş kazalarını azaltmak ve harcamaları en alt düzeyde tutmak için en etkin yol benzetişim tekniğini kullanmaktır. Yani, işçilerin önce gerçek ortamın benzerinde araç modellerini kullanarak kuralları öğrenmelerini sağlamaktadır. Diğer yandan, bu yöntem işverene iş ve üretim için uygun olmayan unsurları önceden görme ve gerekli önlemleri alma imkanını da vermektedir.
Görüldüğü gibi benzetişim tekniği hemen, her alanda etkinlikle kullanılabilmektedir. Özellikle öğrenciyi gerçek ortamda, gerçek araçlarla yetiştirmenin güç, tehlikeli ve maliyetinin fazla olduğu durumlarda gerçeğin bir modeli üzerinde yetiştirme en etkin yoldur. Böylece savurganlığın ve olabilecek kazaların önüne geçilmiş olmaktadır. Daha önemlisi öğrenci rahat bir ortamda gerçek durumun baskısı olmaksızın öğrenmektedir.
Benzetişim tekniğinin etkinlikle uygulanabilmesi için öğrencilere esas amacın açıklıkla anlatılması gerekmektedir. Aksi takdirde yapay bir ortamda modeller üzerinde çalışmak öğrencilere bir oyun gibi gelebilir ve dikkat etmeleri gereken hususlara dikkat etmeyebilirler. Temel ilke ve kuralların öğrenilmesi için öğretmenin sık sık hatırlatma yapması gerekmektedir. Öğretmen öğrencilerin serbest çalışmalarını ve kendi kendilerine kararlar vermelerini sağlamalı, yaratıcılığını desteklemelidir. Ancak hataları da hemen belirtmeli ve doğrusunu açıklamalıdır.
Etiketler: Psikoloji, , Özet, Kitap Özeti, Kitap Özetleri, romanlar, yazarlar



Son Yorumlar