Şub 08
TÜRK EDEBİYATI
TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ
İSLAMLIK ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI
A. Sözlü Edebiyat
Destan, koşuk, sagu, atasözleri (savlar) bu dönem ürünleridir. Koşuklarda aşk ve doğa, sagularda ölüm, destanlar da ise kahramanlık konuları işlenmiştir.
Bunlarda nazım birimi dörtlük, ölçü ise hece ölçüsüdür.
Ulusal Türk Destanları
1. Saka Türklerinin Destanları: Alp Er Tunga Destanı ve Şu Destanı.
2. Hun Türklerinin Destanı: Oğuz Destanı (Oğuz Kağan Destanı).
3. Göktürklerin Destanları: Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı.
4. Uygur Türklerinin Destanları: Türeyiş Destanı, Göç Destanı Continue reading »
Etiketler: Türkçe-Edebiyat,
Türk Edebiyatının Dönemleri
Şub 06
NAZIM BİÇİMLERİ
1.GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.Bu ilk beyte “matla”, son beyte ise “makta” adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine “beyt-ül gazel”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “mahlas beyti” denir. Beyitleri arasında anlam birliği bulunan gazele “yek-âhenk”, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele de “yek-âvâz” gazel adı verilir.
2.KASİDE: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin en güzel beytine “beyt-ül kaside”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “taç-beyt” adı verilir.3.MESNEVİ: Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz.
Mevlânâ’nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur.
Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin Continue reading »
Etiketler: Türkçe-Edebiyat
Şub 06
Türk destanları, Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı; Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş, gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebep açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır. Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır
İslamiyet’ten Önceki Destanlar
1. Altay - Yakut
Yaratılış destanı
2.Sakalar Dönemi
a.Alp Er Tunga Destanı
b.Şu Destanı
3.Hun Dönemi
Oğuz Kağan Destanı
Atilla Destanı
4.Gök Türk Dönemi
a.Bozkurt Destanı
b.Ergenekon Destanı
5.Uygur Dönemi Continue reading »
Etiketler: Türkçe-Edebiyat,
Türk Destanları
Şub 06
Servet-i Fünun veya Edebiyat-ı Cedide devri, Türk edebiyatında 1860’tan beri devam eden Doğu-Batı mücadelesinin kesin sonucunu (Batı edebiyatının lehine) belirleyen aşamadır. Gerçekten yoğun ve dinamik çalışmalarla geçen bu kısa dönem sonunda Türk edebiyatı, gerek anlayış, gerek içerik, gerekse teknik bakımdan tamamıyla Batılı bir nitelik kazanmıştır.
Bu döneme Servet-i Fünun adının verilmesi bu edebi hareketin Servet-i Fünun dergisinde gerçekleşmesindendir.Adından da anlaşılacağı gibi önceleri “fen” konularını ele alan bu derginin yazı işleri müdürlüğüne Tevfik Fikret’in getirilmesiyle dergi, bütünüyle bir edebiyat dergisi haline gelir (7 Şubat 1896).
Divan edebiyatına karşı kurulmasına çalışılan Avrupai Türk edebiyatını ifade için kullanılan “Edebiyat-ı Cedide” (yenilikçi edebiyatçıları) teriminin bu harekete ad olması ise, hareketin bu terimi bütünüyle benimseyip, kendi hakkında da sıkça kullanmasındandır.
Bu hareketin 1901 yılında, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalesinin II:Abdülhamit yönetimince kışkırtıcı bulunarak, derginin kapatılmasıyla son bulduğu kabul edilir.
GENEL ÖZELLİKLERi
1) “Sanat için sanat” ilkesine beğlıdırlar.
2) Cümlenin dize ya da beyitte tamamlanması kuralını yıkmışlar ve cümleyi özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. Beyitin cümle üzerindeki egemenliğine son verirler. Cümle istediği yerde bitebilir.
3) Servet-i Fünuncular aruz ölçüsünü kullanırlar. Ancak aruzun dizeler üzerindeki Continue reading »
Etiketler: Türkçe-Edebiyat,
EDEBİYAT-I CEDİDE,
SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI
Şub 05
YUNUS EMRE’NİN ÇAĞLARI AŞAN FİKİRLERİ
Türk şiir ve düşünce tarihinin ulu kişilerinden biri hiç şüphesiz Yunus Emre’dir. Yunus Emre gerek kendi çağında gerekse kendinden sonraki 700 asırlık bir zaman diliminde fikirleriyle şiirleriyle dipdiri kalmış ve kalmaya da devam etmektedir. Şiirlerini sade Türkçe ile yazmış,bu sade Türkçe ile insanlarda duygu coşkunluğu yaratmış ve kendine özgü bir lirizmle insanları adeta büyülemiştir. Yunus Emre yaşayan ve var olan halk diliyle şiirlerini söylemiştir. O devirde Karamanoğulları beyliğinin dışındaki beyliklerde özellikle de devletin resmi dilinin Farsça olduğu, Arapça’nın hakim bir dil olduğu dönemlerde Yunus Emre şiirlerini halk dili olan Türkçe ile söylemiştir. Şiirlerinde sevgi, saygı, gönül, kalp, Allah sevgisi, aşk, özellikle ilahi aşk gibi konularda sıkça söz eder. Başlıca temaları bunlardır. Gönül Yunus Emre için çok önemlidir. Çünkü gönül Yunus Emre için bir Allah yapısıdır. Kırılması onun için bir bedbahtlıktır. Şimdi Yunus Emre’nin genel olarak fikirlerini, Continue reading »
Etiketler: Türkçe-Edebiyat,
Yunus Emre ve Fikirleri
Şub 04
Konuşmam şu bölümlerden oluşacak: Önce bu “edebiyat bilimi” konusunda felsefenin ne gibi katkıları olabilir, felsefenin yeri ve felsefeden beklenen ne olabilir ? Bu soruya kısaca değindikten sonra, ikinci olarak, bir araştırmanın bilim olabilmesi için ne gibi ölçütler taşıması gerekir, böyle ölçütler bulabilir miyiz? Ardından, edebiyat denen alanın bu ölçütlere uygun değerlendirmesi yapılabilir mi; bir edebiyat bilimi veya edebiyat ilmi olanaklı mıdır? Olanaklı ise bu olanak nereden geliyor sorularını soracağım. En sonunda da da bütün bu tartışmalardan bir sonuca varıp, edebiyat alanına ilişkin yapılabilecek ya da yapılmakta olan araştırmaların bir değerlendirilmesi, bir eleştirilmesi ile konuşmamı bitireceğim. Ben bir felsefeciyim ve uzun yıllar bilim metodolojisi üzerine çalıştım. Söyleyeceğim şeyler benim öznel düşüncelerimdir. Bilim ve kültür ilişkisi konusunda kendi bakışımdan değerlendirdiğim düşüncelerdir. O yüzden felsefe böyle diyor diye felsefe adına konuşmam. Bunlar benim kendi özel felsefî yorumlarımdır. Elbette bunların gerekçelerini belki bu konuşmalarımın sınırları içerisinde değil ama gereğinde uzun uzun Continue reading »
Etiketler: Türkçe-Edebiyat,
Edebiyata Bakışta Bilimin ve Yorumun Yeri
Son Yorumlar