Home » TEZ-ÖDEV » Psikoloji » AİLE İÇİ ŞİDDET

AİLE İÇİ ŞİDDET

AİLE İÇİNDE VE TOPLUMSAL ALANDA ŞİDDET (1)

I. AİLE KAVRAMI

Aile kavramının ele alınış biçimine göre, farklı şekiller tanımları yapılabilir. Hilmi Ziya ÜLKEN aileyi “aralarında gerçek bir akrabalık bulunan, yani bütün sosyal ilişkileri bir soy etrafında toplanan zümreler” olarak tanımlamaktadır (Ülken, 1991:: 27).

M. TEZCAN tarafından yapılan bir başka tanımlamaya göre ise aile “ana, baba, çocuklar ve tarafların kan akrabalarından meydana gelmiş ekonomik ve toplumsal bir birlik olarak tanımlamıştır (Tezcan, 1990: 34).

Ö: OZANKAYA ise “içerisinde insan türünün üretildiği, topluma hazırlama sürecinin ilk ve etkili biçimde gerçekleşti, cinsel ilişkilerin düzenlendiği, üyeleri arasında sıcak ve güven verici ilişkilerin ve ekonomik etkinliklerin yeraldığı bir toplumsal kurum” olarak tanımlama yapmaktadır (Ozankaya, 1979: 233).

Günümüz modern toplumlarının yapısı içerisinde aile türleri 2 grupta incelenmektedir;

1. Çekirdek Aile: Ana, baba, çocuklar ve/veya çocuklardan oluşur:

2. Geniş Aile: Ana, baba, çocuklar ana veya/veya babanın akrabalarından bir ya da birkaçı ile bazen akraba olmakla birlikte hanımların da aynı çatı altında yaşadı aile tipidir.

II. SALDIRGANLIK VE ŞİDDET KAVRAMLARI VE TÜRLERİ

Saldırganlık: “Herhangi bir amaçla iç yada dış dünyaya yönelmiş, zarar verme, yıkıcılık, hırpalayıcılık ve tahrip edicilik niteliği taşıyan bir davranıştır” (Erten ve Ardalı, 19966, 143).

Şiddet: Bir kişiye güç veya baskı uygulayarak, isteği dışında bir şey yapmak veya yaptırmak; şiddet uygulama eylemi ise zorlama saldırı, kaba kuvvet, bedensel ya da psikolojik acı çektirme ya da işkence, vurma, yaralama olarak da tanımlanabilir.

Saldırganlık ve şiddetin nedenleri araştırıldığında şu temel sonuçlar elde edilmiştir:
• İçgüdüsel bir davranış olarak saldırganlık ve şiddet,
• Erken dönemde kazanılmış bir davranış olarak saldırganlık ve şiddet,
• Öğrenilmiş sosyal davranış olarak saldırganlık ve şiddet,
• Nöroanatomik hasar olarak saldırganlık ve şiddet.
Saldırganlık ve şiddet davranışlarının belirleyicileri şunlardır;

1) Sosyal Belirleyiciler: Sosyal şiddetin bugüne kadar üzerinde en çok durulan belirleyicileri ekonomik yoksunluk ve sosyal huzursuzluğa verilen tepkilerdir. Bir diğer önemli bulgu ise daha önce şiddetten uzak duran gençlerin kalabalık içinde veya gençlik çetelerinde saldırgan davranışlar sergileyebilmeleridir.

2) Sosyal Belirleyiciler.

a. Engelleme: Engellemenin hangi durumlarda saldırganlığa yol açtığıyla ilgili çalışmalarda engellemeyi oluşturan etkenin niteliğinin önemli olduğu saptanmıştır. Engelleme yaratan etken sadece yoğun olduğu zaman saldırganlığa yol açar.

b. Doğrudan tahrik Edilme: Fiziksel kötüye kullanım ve alay, insanlarda saldırgan davranışları artırmaktadır.

c. Saldırganlık Gösteren Örneklere Maruz Kalma: Televizyonlarda şiddetle saldırganlık arasındaki bağlantı, artık bilinen v kabul edilen bir ilişki bulunmaktadır. Çocukların televizyonda izledikleri şiddet içeren filmler arttıkça akranlarına karşı daha saldırgan oldukları bulunmuştur.

3) Çevresel Belirleyiciler: Hava kirliği, gürültü ve kalabalık saldırganlık ve şiddet eğilimini artırabilmektedir.

4) Durumsal Belirleyiciler: Artmış, fizyolojik uyarılma, cinsel uyarılma, ağrı, ilaçlar ve alkol, uyuştururcu maddeler ve anatomik-bio-kimyasal faktörler saldırganlın ve şiddetin artmasına neden olmaktadır.

III. AİLE İÇİ ŞİDDET

Aile içi şiddetle kastedilen şey, “kendini aile olarak tanımlamış bir grup içerisinde zorlamak, aşağılamak, cezalandırmak, güç göstermek, öfke, gerginlik boşaltmak amacıyla bir bireyden diğerine yönelen her türlü şiddet davranışı”dır ve aile içerinde bir yetişkin bireyden diğerine (karşı cinsler veya aynı cinsler arasında) ; yetişkinden çocuğa, çocuktan yetişkine ve çocuktan diğer çocuğa/çocuklara yönelik olarak ortaya çıkabilmektedir. Ancak en yaygın rastlanan aile içi şiddet türü ebeveynin çocuğa yönelttiği şiddettir. “Yapılan araştırmalar şiddet uygulayanların %952inden fazlasının erkek, şiddete maruz kalanlarından %90’ından fazlasının kadın ve çocuk olduğunu ortaya koymaktadır.” (Güner, 1996: 8).

Aile içi şiddet kavramı kuramsal olarak ele alınacak olursa aile içi şiddeti herhangi bir eş diğerine uygulayabilir. Ancak yapılan araştırmalarda aile içi şiddete maruz kalanların %90’undan fazlasının kadınla olduğunu göstermiştir.

Aile içi şiddet, yalnızca şiddeti doğrudan doğruya yaşayan kadınları olumsuz olarak etkilemekle kalmaz. Şiddetin yaşandığı ailede yetişen kız ve erken çocuklarda, şiddet yaşanmayan ailelerde yetişen çocuklara oranlar fiziksel ve psikolojik sorunlara daha sık rastlanılmaktadır.

Gündelik yaşamda şiddet denince akla ilk gelen “fiziksel şiddet”tir. Oysa özellikle kadınlara uygulanan şiddet, sanıldığının aksine, sadece tokat, tekme, yumruk gibi fiziksel şiddet türleriyle sınırla kalmamaktadır. Fiziksel şiddetin yanı sıra “psikolojik şiddet”, “ekonomik şiddet”, “cinsel şiddet” aile içerisinde kadınlara yönelik şiddetin türleri olarak ele alınmaktadır. Bunların yanı sıra; kadının evden çıkmasını yasaklamak veya evden çıktığı zaman her hareketini denetlemek ve kadının çevresiyle görüşmesini yasaklamak; şiddet türleri, şiddet davranışları kapsamında değerlendirilmekte olup, fiziksel şiddetle beraber uygulandığında kadının etrafında birbirlerini besleyen ve üreten mekanizmalardan oluşan bir “şiddet çemberi” oluşturmaktadır.

Aile içerisinde gerçekleşen şiddet davranışlarını şu şekilde kategorileştirebiliriz;

1) Duygusal şiddet

2) Sözel şiddet

3) Ekonomik şiddet

4) Cinsel şiddet

5) Fiziksel şiddet

Yaygın kanaatin aksine şiddet sadece düşük gelir düzeli, eğitimsiz ülkelerde yaşanmamaktadır. Araştırmalar göstermiştir ki, aile içerisinde yaşanan şiddetin coğrafik alan, ırksal ya da dini arka plan ya da gelir düzeyiyle bir ilgisi yoktur. Bu toplumun bütün parçalarına yayılmış bir problemdir.

Yine yaygın bir başka inanışsa; alkol, işsizlik, parasızlık gibi dış etkenlerin şiddete yol açtığı yolundadır. Bu tür kontrol kaybını kolaylaştırıcı faktörler şiddet yaşayan ailelerde sıkça görülmekle birlikte, tek başlarına birer sebep değil, varolan bir eğilimin ortaya çıkmasını kolaylaştıran etkenlerdir. Ü

Şiddet üç aşamalı bir döngüde gerçekleşir (Güneri, 1996: 90-91);

1) Gerginliğin tırmanması: Bu aşamada her iki taraf da gerginliğin farkındadır. Fakat olayları yatıştırabilmek için yapılacak bir şeyler vardır. Zaman içinde patlamaların arası azalır ve şiddet derecesi artmaya başlar.

2) Şiddet aşaması: Şiddetin yaşandığı aşamadır. İlişkide olan şiddet tarzı ne ise o gerçekleşir.

3) Balayı aşaması: Şiddet yaşandıktan sonra birkaç ilişkide şiddeti uygulayanın tavır değişikliğine girdiği görülür. Saldırgan, baskıcı ve zarar veren tutumunu bırakıp, daha yumuşak, alttan alan ve özür dileyen bir tavır sergileme başlayabilmektedir.

NOT: Özetle adı geçen referanslar;

ERTEN, Y. ARALİ, C. “Saldırganlık, Şiddet ve Terörün Psiko-Sosyal Yapıları” Cagio Kış-Bahar, 1996, Sayı: 6-7, s. 143-165.

GÜNERİ, F. “Aile İçinde kadına Yöneltilen Şiddet, Evdeki Terör, Kadına Yönelik Şiddet”, Mor Çatı Vakfı Yayınları, İstanbul, 1996.

OZANKAYA, Ö. Toplumbilimlerine Giriş, SBF Yay. Ankara, 1979.

TEZCAN, M. Ailenin Değişin İşlevleri, Aile Kurumu Yıllığı, 1990.

ÜLKEN, H.Z. Aile, Aile Yazıları Bilim Serisi 5/1 Dikeçgil, B. Çiğdem, A. Der. T.C. Aile Araştırma Kurumu, Ankara, 190.
AİLE: TERK ETMEMİZ GEREKEN SEVGİLİ (2)

Geleneksel olarak aile, anne, baba ve çocuklar olarak tanımlanır. Günümüzün modern ve çoğulcu toplumlarında başka aile modelleri de vardır. Örneğin, yalnız anne veya yalnız babanın olduğu aileler, (böyle bir seçim yapıldığı için, ayrı yaşama, boşanma, ölüm veya eşin terk etmesi nedeniyle) artık oldukça büyük bir grup meydana getirmektedir.

Sağlıklı aileyi yaratan şey, başında bir erkekle bir dişinin bulunması değil, kadınsı ve erkeksi özellikleri arasında denge sağlayabilmiş bir yetişkinin varlığıdır. Kişiliğinde kadınsı ve erkeksi özellikleri dengeleyebilmiş, olgun bir yetişkin sağlıklı bir aile ortamı yaratır. Anneyle babanın evlatlarını birlikte yetiştirmesi şart değildir, ama çocukların olgun ve dengeli bir kişiye mutlaka ihtiyaçları vardır.

Aile içi şiddet ile ilgili olarak üzerinde durulması gereken nokta, baskı yapma, hükmetme tutkusu ve acımasızlığın, değer verilme ve kabul edilme ihtiyacından kaynaklandığıdır. Baskı yapan, çeşitli şekillerde şiddet uygulayan eş, karar alma konusunda diğerlerini tümüyle kendisine bağımlı kılarak güven duygusu kazanmaya çalışmaktadır. Ancak eşi ve çocukları duruma razı olsalar bile, bu duruma içerler ve kendilerine egemen olan bu aile bireylerine karşı gizli bir kızgınlık duyarlar. Kendine güveni zayıf olan narsist anne ya da baba kendisini, sonunda en çok korktuğu şeyle yüzyüze geleceği, yani reddedileceği bir yola sokmuştur. Eşi, despot partnerine egemen olma özgürlüğü tanıyabilir, ama birlikte mümkün olduğunca az zaman geçirmeye gayret edecek ve hiç kuşkusuz onu onaylamakta, içinden gelerek sevgi ve kabul göstermekte zorlanacaktır. Bu durum egemen eşin hem kendisini daha güvensiz hissetmesine hem de karşı tarafın bağlılığını garanti edebilmek için baskıcı davranışlarını artırmasına yol açabilir.

Aile içi şiddete maruz kalan bireylere karşı mutlaka fiziksel bir saldırıya uğraması gerekmez. Çocuklarına ya da eşine her zaman sinirli, sabırsız, kuralcı, katı davranan, onları sürekli olarak başından savan, azarlayan, küçük düşüren, iğneleyen anne ya da baba da bir şiddet uygulayıcısı olabilirler. Bu anne ya da babaların çocuklarının özgüvenlerinin gelişimi üzerinde uzun vadeli olumsuz etkileri olur. Ancak çocuklarına yanlış davranan anne babalarının bu davranışlarının altında kendi özgüvenlerinin zayıflığı, problemli evliliklerinin, hayal kırıklıklarının, incinmelerinin, başarısızlıklarının ve yetersizlikleri duygusunun yattığını unutmamak gerekir. Anne babanın çocuklarıyla ilişkisi ne kadar çapraşıksa (baskıcı, saldırgan veya aşırı korumacı) bu çocuklar için yaşam o kadar zor olacaktır.
ŞİDDETİ İÇSELLEŞTİREN KADIN PROFİLİ:

TÜRKİYE İÇİN NİCEL BİR YAKLAŞIM, 1993 (3)

Uluslararası düzeyde kamusal alanda yaşanan şiddet insan hakları kavramı çerçevesinde değerlendirilirken, aile içi şiddet özel alanda yaşan ve eşler arasında çözümlenmesi gereken bir sorun olarak görülmektedir. Bu nenle yüzyıllardır kadının aile içinde yaşadığı şiddet tabu olarak hep tartışma gündeminin uzağında tutulmuştur.

Dünyada ulusal düzeyde yapılmakta olan araştırmaların sonuçları, pek çok kadının sürekli olarak birlikte yaşadıkları erkekler veya kocaları tarafından şiddet maruz bırakıldıklarını ve bu şiddetin sınıf, etnik köken veya sosyo-ekonomik düzey gözetmeksizin uygulandığını ortaya koymaktadır.

Aile içi şiddetin farklı toplumlarda ve farklı toplumsal yapılarda benzer özellikler göstermesi bunun temelde erkek egemen toplum yapısından kaynaklandığı savını gündeme getirmektedir.

Aile içi şiddet, özellikle koca dayağına toplumsal ön yargılarla yaklaşan bakış açısı şiddet maruz kalan kadını korumaktan çok eylemin varlığını ve sürekliliğini destekler niteliktedir cinsiyetçi rollerin, şiddeti kabul edenleri de toplumsal normların sürekliliğinin bir sonucu olarak kabul edilebilir.

Şiddet döngüsünde, şiddet ya aniden ya da belirli, fark edilir bir gerginliğin ardından başlar. Şiddeti daha önce aralıklarla ya da sürekli yaşayan kadın bunu durdurmak için kendince çarelere başvurur, evin düzenini sağlar, çocukları kontrol eder ve şiddetin patlamasına neden olabilecek her şeyi önlemeye çalışır. Kadın olayı yaşarken sinmiştir ve yapabileceği, değiştirebileceği hiçbir şeyin olmadığına inanmıştır.

Kadın, şiddetle ilk kez karşılaştığı anlarda şaşkın ve şoka girmiş bir durumdadır ve şiddetin varlığını kabul etmez. Bunu bir anlık geçici bir kızgınlığın sonucu olarak görür ve devamının olabileceğini düşünmez. Şiddetin varlığını ancak olayın sürmesiyle birlikte açıklama ya da yardım isteme durumuna geldiğinde kabul eder.

Şiddet maruz kalan kadınların bu ilişkiyi neden sürdürdükleri ve kadına karşı bazı erkeklerin neden şiddet kullandıkları sorunlarına ilişkin farklı kuramlar getirilmiştir.

1. Kişisel Düzey Kuramları

a) Psikosomatik ve Anormal Davranış Kuramı: Aile içi şiddetin nedeninin genetik faktörler olduğu, en azından bu faktörlerle ilişkili olduğu, saldırganlık duygusunun nörolojik ve metabolik temelleri olduğunu gösteren bulgular vardır. Şiddet uygulayan erkekler genellikle kıskanç, sinirli, asosyal, bağımlı, sahiplenici ve güvensiz olarak gözlenmiştir.

b) Alkol ve Uyuşturucu Kullanımı: Araştırmalar sonucu elde edilen pek çok bulgu, şiddet uygulayan erkek için alkol kullanımının, önlenemeyen bir mekanizma olduğu fikrini desteklemektedir. Ancak kadın için bu geçici olmamakta, yani kadın alkol kullanımı nedeniyle şiddete başvurma yoluna gitmemektedir.

c) Sosyal Öğrenme Kuramı: Bu kuram şiddetin çocuklukta öğrenildiğini ve kuşaklar arası geçiş olduğunu savunmaktadır. Aile içi şiddet ortamında yetişen erkek çocuk öğrendiği şiddeti ileride eşine veya çocuklarına uygulayabilmekte, kız çocuk ise baba evinde gördüğü ve içselleştirdiği şiddeti kocası ile yaşadığında olağan karşılamaktadır.

2. Aile Düzey Kuramları

a) Kaynak Kuramı: Bu kurama göre ev ortamında erkek, ekonomik ve sosyal açıdan kendisini güçlü hissediyorsa şiddet uygulamaktadır. Tam tersine eşler arası statü farkı kadının lehine ise erkek evde şiddet uygulamaktadır.

b) Değişim Kuramı: Şiddet kullanımının maliyeti faydadan daha ağır basıyorsa şiddeti oluşmaktadır. Kurama göre, şiddetin yararı, bir insan üzerinde güç kullanabilme maliyeti ise şiddet kullanma sonucunda oluşabilecek toplum dışına itilme, polis müdahalesi vb. cezalandırmadır.

3. Makro Düzey Kuramları

a) Stres ve Sistem Kuramı: Bazı kuramcılar stresin özellikle en fazla erkekleri etkilediğini ve bu yüzden de şiddet uygulayabildiklerini iddia etmektedir.

b) Kültür ve Alt Kültür Kuramı: Aile içi şiddet yaşanılan kültürün getirdiği yoruma göre farklı düzeylerde yaşanmaktadır. Farklı toplum ya da topluluklarda şiddete getirilen yorum farklı ya da benzer olsa bile kadın aile içi şiddete maruz kalmaktadır ve toplum buna belli bir yere kadar engel olamamıştır. Kadın bakış açısı bu kuramları sonuçları itibariyle reddetmektedir.

Yapılan araştırma sonucunda şu bulgular elde edilmiştir;
• Türkiye genelinde şiddeti onaylayanların oranı %50’dir.
• Kadının eğitim düzeyi arttıkça şiddetin onaylanması önemli derecede düşmekte ve kadın eğitim yoluyla yani statü kazandığı takdirde, şiddetin kabullenilmesi de daha da güçleşmektedir.
• Eğitimli çalışan kadının şiddeti içselleştirmesi daha ağırlaşmaktadır.
• Evliliği kendi isteği ile gerçekleştiren kadınları şiddeti kabullenmesi aile kararı ile evlenen kadınlardan daha güç olmaktadır. Evlilikteki nikah türü kadınların şiddeti kabullenmelerini önemli ölçüde etkilemiştir. Yanlıca dini nikah ile evlenen kadınların %70’i şiddeti onaylarken yalnızca resmi nikah ile evlenen kadınlarda bu oran %33’e düşmektedir.
• Evlilik süresinin artması ile birlikte, kadınların şiddeti kabullenme oranları da artmaktadır.
• Eğitimi olmayan kadınların şiddeti onaylaması, lise ve üzeri eğitimli kadınların şiddeti onaylamasının 17 katıdır.
EVDEKİ ŞİDDET VE GELİŞİMSEL BOYUTU:

FARKLI BİR AÇIDAN BAKIŞ (4)

Aile içi şiddet, ülkemizde ve dünyada beden ve ruh sağlığını ciddi biçimde tehdit eden bir sorundur. Aile içi şiddete, çoğunlukla kadın olmak üzere, eşler, çocuklar, yaşlılar, bakıma gereksinimi olan özürlüler hedef alınabilmektedir. Bu makalede yalnızca kadın ve çocuk kötüye kullanımına değinilmiştir.

Ekonomik, politik ve toplumsal etmenlerin yanı sıra, bazı psikolojik etmenlerde kadınları şiddet karşısında daha savunmasız kılmakta ve çok ciddi örselenmeler yol açmaktadır.

Aile içi şiddetin en dikkat çeken özelliklerinden biri de kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır. Aile içinde şiddete maruz kalan çocukların çoğu büyüdüklerinde şiddet uygulayan eşlere ya da ana babalara dönüşmeseler de, şiddet uygulayan yetişkinlerin büyük bölümünde çocuklukla aile içi şiddete maruz kalma öyküsü saptanmıştır (Kaufman ve Zigler, 1987). Kuşaktan kuşağa aktarılan her zaman basitçe şiddetin kendisi değil, bu durumu çevreleyen duygusal atmosferdir. İçselleştirilen öfke, korku ve çökkünlük duyguları, kişinin tutum ve davranışlarını yaşam boyu etkileyebilmektedir.

Son yıllarda aile içi şiddet uygulayanların büyük bölümünün, kendisi doğrudan şiddet gören çocuklar arasından değil, ana babaları arasındaki şiddet tanık olanlardan çıktığı düşünülmektedir (Hamilton, 1989).

Aile içindeki şiddete görsel ya da işitsel olarak tanık olan çocuklara “sessiz”, “unutulması” ya da “görünmez” kurbanlar adı verilmektedir. Doğrudan şiddete maruz kalmasalar da, bu ocuklar diğer kötüye kullanılmış ya da ihmal edilmiş çocuklarla aynı türden belirtileri göstermektedir.

Annenin şiddet gördüğü durumlarda, çocuğun örselenmesi, annenin dövülmesi bittikten sonra da sürmektedir. Bu çocuklar, yardıma gereksinimi olan, yaralanmış, berelenmiş bir annenin bakımını üstlenmek zorunda kalmaktadır.

Çocuğun en önemli özdeşim nedenleri anne ve babadır. Özdeşim nesneleri arasındaki ilişki biçimi kurban-saldırgan ilişkisi olduğunda, çocuğun özdeşim süreçleri çok zorlaşır. Her çocuk babasını olumlu anlamda güçlü biri olarak görmek ve o şekilde özdeşim yapmak gereksinimi içindedir. Oysa şiddet uygulayan baba, çocuğun dünyasında güven ve sevgi kaynağı değil, korku kaynağı, öfke kaynağı, tutarsız güvenilmez biri haline gelir. Anneye destek olan değil, onu aşağılan, hor gören biridir. Görüldüğü gibi aile içi şiddet çok boyutlu bir sorundur. Bir ailede bir türde şiddet yaşanıyorsa genellikle bu diğer türlerde şiddetin yaşandığına dair bir işaret olabilmektedir. Aile içi şiddetin tanınıp önlenmesi gelecek kuşakların ruh sağlığı açısından çok önemlidir ve bunun bir çeşit koruyucu ruh sağlığı hizmeti çerçevesinde düşünülmesi gerekir.

NOT:

HAMİLTON, LR (1989) Variables Associated with Child Maltreatment and Implications for Prevention and Treatment Child Abuse and Neglect: Theory, Research and Practice, Pardeck JT (Ed.) New York, Gordon Breach Science Publishers.

KAUFMAN J., ZIGLER E. (1987) Do abused children become abusive parents? Am J. Orthopsychiatry 57: 186-192.

Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet

Kadınların aile içinde uğradıkları çeşitli hak ihlallerine karşı olmalarına rağmen haklarını savunmamalarının önemli bir nedeni eşleri tarafından uygulanan şiddettir. Kadınların dörtte üçü eşinin şiddetine , yarısından fazlası ise fiziksel, manevi ve cinsel şiddetine maruz kalmaktadır. Kırsal alanda alan kadınlar kentte yaşayanlara oranla daha fazla şiddete maruz kalmaktadır. Kadının ve eşinin eğitim düzeyi yükseldikçe maruz kalınan şiddet azalmaktadır. Buna rağmen, ortaokul ve üstü eğitim almış kadınlarda dahi eşinin kendisine bağırdığını, söyleyenlerin oranı %32,5, dayak, tekme, yumruk, tokat gibi fiziksel şiddete maruz kalanların oranı %31, eşinin kendisine tecavüz ettiğini belirtenlerin oranı ise %25,1’dir. Yüksek öğretim gruplarında da önemli oranlarda şiddet yalanmaktadır ve şiddetin engellenmesi açısından kadının eğitim düzeyi, eşin eğitim düzeyine göre daha etkindir.

Kadınları dörtte üçü eşinin şiddete yönelik davranışlarını hiçbir zaman haklı görmediklerini belirtmişlerdir. Buna rağmen, kadını ayrımcılığa uğratan yasalar ve uygulamalar, şiddeti doğal olarak gören kültürel ortam, ekonomik yoksunluk kadının boşanmasının kabul görmemesi, polise karşı duyulan korku ve çekingenlik gibi çeşitli nedenlerden dolayı çoğu kadın kendini eşlerinin şiddetine karşı son derece savunmasız hissetmektedir.

Yapılan bir araştırmaya göre şiddete maruz bir şekilde karşı koymuş olan kadınların %18,2’sibunun faydasını gördüklerini ve %6,2:’si eşlerinin uyguladığı şiddet nedeniyle bir şekilde ceza görmüş olduğunu belirtmişlerdir. Şiddeti engellemeye etkisi olan davranışlar kadının evden bir süre ayrılması, kadının veya eşin ailesinin eşe müdahalesi, kadının da karşılık vermesi, kadının eşe küsmesi olarak sıralanmaktadır.

Kadınlar eşleri haricinde, eşlerinin ailesindeki erkeklerin ya da kadınların ya da kumaların şiddetine maruz kalabilmektedir. Evli kadınların %5,5’i eşinin ailesindeki erkeklerden en az birinin %2,3’ü eşimim kadın akrabalarından en azından birinin %0,8 ise kumasının fiziksel şiddetine maruz kaldığını belirtmiştir. Eşinin ailesindeki kişilerden ya da kumalarından manevi eziyet gördüğünü söyleyenlerinoranı :%11,9, kumasının manevi eziyetinden şikayet edenlerin oranı ise %23,7’dir.

Doğu’da kadınların eşlerinden gördükleri şiddet karşı koyamamalarının önemli nedenleri arasında, yıllardır devam eden silahlı çatışma nedeniyle devlet kurumlarına ve güvenlik güçlerine karşı duyulan korku ve güvensizlik de yer almaktadır. Bölgedeki şiddet ortamı ve bundan kaynaklanan politik, ekonomik ve sosyal sorunlar kadınların aile içinde yaşadıklarını şiddeti konu etmelerini ve stratejiler üretmelerini güçleştirmektedir.

Sonuç olarak kadınların yarıdan fazlası, eşlerinin sözel, duygusal ve cinsel şiddetine maruz kalmaktadır. Gerek eşlerinden, gerekse diğer aile üyelerinden gördükleri şiddete karşı çoğu kaz kendini tamimiyle yalnız hissetmektedirler. Kadınlara yönelim şiddetin yoğunlu, kadınların uğradıkları ayrımcılığa karşı stratejiler üretmelerini de engellemektedir.
FAMILT VIOLENCE AND VIOLENCE AGANIST CHILDIREN (AİLE İÇİ ŞİDDER VE ŞİDDET KARŞITI ÇOCUKLAR) (6)

“Aile içi şiddet” çok geniş bir konudur. Aile şiddet denildiğinde çocuklara ve yetişkin kadınlara gösterilen şiddet çok önemli bir yer tutar. Çok az olsa da erklerin maruz kaldığı şiddetten de bahsedilir.

Birleşmiş Milletler aile yaşantısında çocuk baskıları konusuna çok fazla önem ermektedir. Aile genellikle bireyler için iyi bir şeydir ancak istatistiklere bakıldığında aynı zamanda ailenin bir insan için en tehlikeli yer alabildiği görülmektedir. İngiltere’de yapılan istatistiklere göre bütün cinayet vakalarının %57’si evde gerçekleşmektedir. Bu olaylarda cinayete kurban gidenlerin %21’i erken, ve %68’i bayandır. Bu insanlar eşleri, sevgilileri ya aileden diğer bir kişi tarafından öldürülmektedir.

Aile içi şiddet büyük bir oranla kadına ve çocuklara yöneliktir ve bu şiddeti gerçekleştiren kişi de erkektir. Çocuğun ruhsal ve bedensel açıdan zarara görmesine yönelik davranışlar ise çocuk istismarı olarak tanımlanmaktadır. Bu alanda sık sık kullanılan bir başka kavram ise çocuk ihmalidir. Çocuk ihmali ve ana ve akrabaların çocuklarının bakım, beslenme, barınma, ısınma, giyinme, sağlık ve eğitim ile ilgili gereksinimlerini karşılama gibi temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamamaları veya bu konularda hatalı tutum sergileyip, yanlış davranmaları anlamındadır.

Ailede uygulanan şiddetin en yaygın olanı fiziksel şiddettir. Bu anlamda aile üyelerinden birinin diğerine (eşine ya da çocuklarına) uyguladığı sarma, hırpalama, tokat atma, dayak atma, ellerini kollarını bağlama, zorla cinsel ilişkide bulunma, kesici-delici aletlerle üzerine yürüme, bireylere aşimler atma, duvarlara vurma, saçından tutup yerlerde sürükleme, itme, sopa ile dövme, ateşli silahlar kullanma, kişileri öldürme gibi durumlar fiziksel şiddet uygulamalarıdır.

Aile içi şiddetin devam etmesinin önemli bir nedeni de sosyal öğrenme teorisidir. Bu teoriye göre çocukken şiddet maruz kalan ya da annesinin, kardeşlerinin, bir yakınının şiddete uğradığına tanık olan çocuk büyüyünce kendisi de eşine ya da çocuklarına şiddet uygulayabilmektedir.

Aile içi şiddete maruz kalan kurban üzerinde şiddetin fiziksel, ruhsal ve sosyal etkileri olabilmektedir. Özellikle de çocukların şiddet maruz kalmaları ile etkilenmeleri toplumun geleceğini ve sağlığını tehdit eden önemli bir sorundur.
KADINA YÖNELİK ŞİDDET; NEDENLERİ VE SONUÇLARI (7)

Genel anlamda şiddet sahip olunan güç ve kudretin, yaralama ve kayıpla veya sonlanma olanağı tüksek bir biçimde başka bir insana, kendine, bir gruba veya bir topluma karşı tenkit yoluyla ya da bizzat uygulanmasıdır.

Çocukluğunda şiddet gören bir kişi şiddet uygulayan bir yetişkin olma açısından artmış risk taşımaktadır. Çocuklukta şiddete tanık olmak da artmış şiddet davranışı ile ilişkilidir. Annesine veya diğer aile üyelerine şiddet uyguladığına tanık olan çocuk şiddet kendisine yönelmese bile çocuğun gelecekteki davranışlarını etkileyebilmektedir.

Aile içi şiddetin yaygın olması sebebiyle evli kadın ve erkekler arasında saldırgan davranışlar sık görülmektedir.

Saldırganlık, şiddet eylemleri kargaşa ve terör toplumun bütününü derinden etkiler. Ancak şiddet açısından en fazla risk altında olanlar, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, evsizler, mülteciler, göçmenler, etnik azınlık mensuplarıdır.

Kadına yönelik şiddet, cinsiyete dayanan, kadını inciten, ona zarar everen, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarla sonuçlanma olasılığı bulunan, toplum içerisinde ya da özel yaşamında ona baskı uygulanması ve özgürlüklerinin keyfi olarak kısıtlanmasına neden olan her türlü davranıştır. Kadına yönelik şiddet türlerimin en sık görüleni kadınların birbirine benzer şekilde üçte biri ile üçte ikisinin eşi tarafından dövüldüğünü beyan ettiği görülmektedir. Türkiye^de ise Aile Araştırma Kurumu’nun 1997 tarihli çalışmasında bütün ülke genelindeki 5278 hanede kadına yönelik fiziksel şiddet sıklığı %16,5, sözel şiddet sıklığı %12,3 olarak bulunmuştur. Kadına yönelik fiziksel her ırktan, her etnik kökende, her dinden ve sosyo-ekonomik düzeyden kadını etkilemektedir.

Partnerinin kadına uyguladığı şiddet yaş, sosyo-ekonomik düzeyden, etkin kökenden etkilenmemektedir. Ancak gebelik, bekarlık ve boşanmış olmak veya eşinden ayrı yaşamak kadının şiddet göre riskini artırmaktadır. Şiddet gören kadın duygusal açıdan katı bir aile ortamında pasif olmaya yöneltilmiştir, sosyal açıdan yalnızda. Şiddetin bütün ailelerde olduğuna inanmaktadır. Saldırgan davranışlarından kendini sorumlu tutmaktadır, onun bir gün değişeceğine dair inanışını hiç kaybetmez, be nedenle itaatkardır.

Kadına yönelik şiddet kadın sağlığını olumsuz etkilemekte, bütün sağlık sistemleri üzerinde global bir yük oluşturmaktadır. Ancak Türk toplumunun erkek egemen yapısı kadına yönelik şiddetin artmasına neden olmaktadır.

KAYNAKLAR

1- Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet

T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Proje Grubu

Doç. Dr. Kemal GÖRMEZ

Yrd. Doç Dr. Bülent BAYAT

Prof. Dr. İhsan SEZAL

Doç. Dr. Ruhi KÖSE

Doç. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN

Devran KUTLUGÜN

Doç. Dr. Muzaffer SARIMEŞELİ

Koray KENTLİ

Demet CAVCAV

Bilim Serisi No: 113, Başbakanlık Basımevi, 1998.

2- Aile: Terk Etmemiz Gereken Sevgili

Tony Humphreys, çeviri: Tanju Anapa, Epsilon Yayıncılık, 2003.

3- Şiddeti İçselleştiren Kadın Profili: Türkiye İçin Nicel Bir Yaklaşım, 1993

III. Kadın Çalışmaları Toplantısı Yayınlanmamış Bildirisi, Adana 17-19 Mayıs 1997. Ayşe Karaduman TAŞ, Deniz UYANIK, Zehiç KARAKAYA.

4- Evdeki Şiddet ve Gelişimsel Boyutu: Farklı Bir Açıdan Bakış

Dr. Işıl VAHİP, Türk Psikiyatri Dergisi , 2002:13(4): 312-319.

5- Family Violence and Violence Against Children

Deborah Ginate Childiren&Society Volume 14 (2000) pp. 395-403.

6- Kadına Yönelik Şiddet; Nedenleri ve Sonuçları

Dr. Nükhet Subaşı, Prof. Dr. Ayşe Akın.

commentscomments

  1. Cedric diyor ki:

    Teşekkür Ediyorum. İşime Yarayacak. Emegine Sağlık.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

BUTONLAR

Academics